TEK SESİN BEDELİ AYNI MANŞET ÜLKESİ
Medya sustuğunda yalnızca gazeteciler değil, toplum da kaybeder
Türkiye'nin son yirmi yılı yalnızca siyasi bir dönüşüm hikâyesi değildir. Aynı zamanda medyanın, toplumun ve bireyin dönüşüm hikâyesidir.
2002 sonrasında iktidar değişti. Ardından devlet kurumları değişti. Sonra ekonomik güç dengeleri değişti. En sonunda ise medyanın sahiplik yapısı ve yayıncılık kültürü değişti.
Bugün geriye dönüp baktığımızda asıl tartışılması gereken konu yalnızca hangi kanalın kimin olduğu değildir. Asıl mesele, Türkiye'nin çok sesli medya düzeninden giderek daha dar bir yayın evrenine nasıl sürüklendiğidir.
Bir zamanlar Türkiye'nin medya amiral gemisi olarak görülen Doğan Grubu'nun el değiştirmesi yalnızca ticari bir satış değildi. Aynı şekilde Habertürk'ün yayın çizgisindeki değişimler de yalnızca kurumsal tercihler olarak okunamaz. Bu gelişmeler, Türkiye'de medya gücünün yeniden dağıtıldığı büyük dönüşümün kilometre taşlarıydı.
Bir dönem birbirleriyle rekabet eden haber merkezleri vardı.
Birbirini denetleyen yayın anlayışları vardı.
Farklı manşetler vardı.
Bugün ise çoğu zaman farklı logolar altında benzer manşetler, benzer yorumlar ve benzer gündemler görüyoruz.
İşte burada mesele yalnızca özel medya değildir.
TRT ve Anadolu Ajansı gibi kamu kaynaklarıyla faaliyet gösteren kurumlar da yıllardır bu tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Çünkü kamu yayıncılığı denildiğinde beklenti, iktidarın değil kamunun sesi olmaktır.
Vergisini iktidara oy veren de verir, muhalefete oy veren de verir.
Dolayısıyla kamu yayıncılığının asli görevi........
