Bir Ülkenin En Zor Eşiği
Kırk Yıllık Çatışmanın Ardından Türkiye Şimdi Neyi Yeniden Kurmak Zorunda?
Bazı meseleler vardır; bir ülkenin gündeminden çıktığında bitmez.
Çünkü bazı acıların takvimi yoktur.
Bir şehit annesinin evinde zaman, oğlunun son telefonundan sonra başka türlü akar. Bir gazinin hayatı, çatışmanın sona ermesiyle eski hâline dönmez. Yıllar önce köyünü terk etmek zorunda kalan bir ailenin hafızasında kaybedilen ev yalnızca dört duvar değildir. Çocukluğun, komşuluğun, toprağın ve aidiyetin kendisidir.
Türkiye şimdi böylesine ağır bir geçmişin ardından yeni bir eşiğin önünde duruyor.
Devletin resmî söyleminde "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda yürütülen süreç, 2025'te PKK'nın silah bırakma ve fesih yönündeki açıklamaları sonrasında yeni bir aşamaya taşındı. 2026 yılında da Millî Güvenlik Kurulu bildirilerinde sürecin sürdürüldüğü ve terörün Türkiye'nin gündeminden çıkarılmasının hedeflendiği ifade edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ise konuyla bağlantılı çeşitli yasal düzenleme teklifleri komisyonlarda görüşülmeye devam ediyor.
Fakat burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bir örgütün silah bırakması ile bir toplumun çatışmanın yükünden kurtulması aynı şey değildir.
İlki güvenlik meselesidir.
İkincisi ise devletin, toplumun ve kurumların birlikte yürüteceği uzun bir normalleşme sürecidir.
İşte Türkiye'nin önündeki asıl sınav tam burada başlıyor.
Savaşın bilançosu yalnızca rakamlardan oluşmaz
Kırk yıla yaklaşan çatışma dönemini yalnızca kaç kişinin hayatını kaybettiği, kaç operasyon yapıldığı veya ne kadar kamu kaynağının harcandığı üzerinden okumak eksik kalır.
Çünkü terör ve çatışma, devlet bütçesinin yanında toplum bütçesini de tüketir.
Bir askerin görevi için harcanan kaynak vardır.
Bir güvenlik operasyonunun maliyeti vardır.
Yol, üs, lojistik, sağlık ve güvenlik yatırımları vardır.
Ama bunun yanında görünmeyen bir maliyet daha vardır:
Üretime katılamayan insan.
Yatırım yapmaktan çekinen girişimci.
Göç etmek zorunda kalan aile.
Eğitim hayatı kesintiye uğrayan çocuk.
Travmayla yaşayan genç.
Kamu hizmetlerinin güvenlik ihtiyacı nedeniyle farklılaşmak zorunda kaldığı bölgeler.
Ve bütün bunların yıllar boyunca biriktirdiği toplumsal yorgunluk.
Ekonomi literatüründe çatışma sonrası dönemlerin "barış getirisi" yaratabileceği uzun zamandır tartışılıyor. OECD'nin çatışma sonrası ekonomiler üzerine çalışmaları, şiddetin sona ermesinin tek başına yeterli olmadığını; kamu hizmetleri, makroekonomik istikrar, kurumsal kapasite ve yeniden yapılanma politikalarının bu getirinin kalıcı hâle gelmesinde belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin önündeki mesele yalnızca "terör bitti mi?" sorusu değildir.
Terörün olmadığı bir Türkiye, terörün olmadığı bir gelecek için ne yapacaktır?
Çünkü boşalan güvenlik gündeminin yerine eğitim, üretim, yatırım, teknoloji, sağlık, tarım, turizm, istihdam ve bölgesel kalkınma konulmadığında ortaya kendiliğinden bir refah çıkmaz.
Silahın sustuğu yerde hayatın sesi duyulmalıdır.
En zor cümle: "Peki bizim kayıplarımız ne olacak?"
Türkiye'nin bu süreçte aşmak zorunda olduğu en önemli psikolojik eşik budur.
Bir şehit yakını açısından mesele yalnızca geleceğe bakmak değildir.
Geçmişin hesabı da vardır.
"Onca insan neden öldü?"
"Benim evladım neden gitti?"
"Biz bunları neden........
