menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO’nun Dönüşümü ve Türkiye’nin Tarihsel Ağırlığı

15 0
13.07.2026

NATO’nun Ankara’da toplanması, yalnızca takvimsel bir zirve değil, İttifak’ın içinden geçtiği derin dönüşümün sahneye taşındığı, Türkiye’nin ise bu sahnede hem ev sahibi hem de stratejik bir mihver olarak konumunu yeniden tarif ettiği tarihî bir an oldu. Temmuz 2026’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya gelen liderler, yalnızca Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı tehditleri, yük paylaşımı tartışmalarını ya da Ukrayna’ya verilecek desteği konuşmadılar. Aynı zamanda İttifak’ın gelecek vizyonunu, teknolojik ve endüstriyel dönüşümünü, çok kutuplu bir dünyada Avrupa’nın kendi kapasitesini ne ölçüde inşâ edebileceğini ve Türkiye gibi bir müttefikin bu denklemde nasıl bir ağırlık taşıyacağını da masaya yatırdılar. Bu zirve öncesi ve sonrasında yayınlanan değerlendirmeler ile tören protokolünün kendisi, satır aralarında çok daha köklü mesajlar taşıyordu.

Temmuz başında Türkiye Araştırmaları Vakfı tarafından yayınlanan “NATO’nun Stratejik Dönüşümü” başlıklı rapor, bu tabloyu önceden çizmişti. Rapor, Rusya’nın uzun vadeli yapısal tehdit olarak kalacağını, ABD’nin ittifaka yaklaşımının koşullu hale gelebileceğini, Avrupa’nın stratejik özerklik arayışlarının ise hâlâ yapısal engellerle karşı karşıya olduğunu net biçimde ortaya koyuyordu. Özellikle Türkiye bölümünde vurgulanan güvenlik-otonomi dengesi, İttifak içi asimetrik ilişkilerin aşınmakta olduğunu ve Türkiye’nin kendi kapasitesini artırarak (savunma sanayii, diplomatik esneklik, operasyonel tecrübe) simetrik bir konuma evrildiğini gösteriyordu. Bu tespitler, zirve sonuç bildirgesinde somutlaşan kararlarla büyük ölçüde örtüşüyordu. Bildirgede Avrupa müttefikleri ile Kanada’nın savunma bütçelerinde 139 milyar doları aşan artış, 50 milyar dolarlık yeni askerî alım taahhüdü, Ukrayna’ya 2026 için 70 milyar avroluk destek ve 2027’de eşdeğer düzeyde sürdürme sözü, İttifak’ın “daha güçlü Avrupa, daha güçlü NATO” vizyonunu somutlaştırıyordu. İran’a yönelik kırmızı çizgiler (nükleer silah yasağı ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğü) ise güney kanadının ihmal edilmediğini, enerji arterlerinin ve küresel ticaret koridorlarının korunmasının öncelikli hale geldiğini gösteriyordu.

Yabancı kaynaklar bu tabloyu biraz daha farklı açılardan okudu. Atlantic Council’ın zirve sonrası değerlendirmesinde, beklentilerin mütevazı olduğu bir ortamda somut ilerlemeler kaydedildiği, kısa tutulan bildiriye rağmen önceliklerde mesafe alındığı vurgulanıyordu. Reuters ise Trump’ın eleştirileriyle başlayan fırtınanın,........

© İstiklal