menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tevhidin İnşâsı ve Tefrikanın İmhâsı

9 0
09.10.2026

İslam dininin varlık, bilgi ve ahlak anlayışının merkezinde hiç şüphesiz tevhid ilkesi yer alır. Tevhid, yalnızca Cenâb-ı Hakk’ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olduğunu kabul eden teorik bir inanç esasından ibaret değildir. Aksine bu ilke; ferdi zihinde bütüncül, çelişkisiz bir dünya görüşüne, sosyal hayatta ise âdil, dengeli ve kuşatıcı bir toplum düzenine dönüşen dinamik bir hayatiyete sahiptir. Nitekim İhlas Suresi’nde beyan buyurulan “De ki: O Allah bir tektir” düsturu, müminin düşünce dünyasındaki parçalanmışlığı gideren en temel ruhani altyapıyı oluşturur. Bu ilkenin hayata yansıyan somut örneği, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mekke’nin kabilevi şirkiyle bölünen yapısına karşı getirdiği ve Medine Sözleşmesi ile hukuki zemine oturtup farklı unsurları tek bir ümmet çatısı altında topladığı toplumsal dönüşümdür. Tevhidi bakış açısının zayıfladığı zeminlerde ise kaçınılmaz olarak savrulmalar, zihni ikilemler ve neticede İslami literatürde en ağır yabancılaşma biçimi olarak tanımlanan şirk ve tefrika tezahür eder. Zihni ve ruhi boyuttaki bu parçalanma tek bir insanla sınırlı kalmayıp, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle insanın “kan dökücü ve ayrılık çıkarıcı” (Bakara 2/30) yönünü ön plana çıkararak cemiyeti ve hatta küresel barışı tehdit eden yakıcı bir ateşe dönüşebilir.

Müslüman toplumların bu yıkıcı ateşten korunabilmesi, ihtilâf ile tefrika arasındaki ince çizginin doğru kavranmasına ve pratik hayatta ayırt edilmesine bağlıdır. Kur’an-ı Kerim “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın” (Âl-i İmrân 3/103) buyruğuyla ümmetin birliğini emrederken, bu birliğin zedelenmesinin getireceği toplumsal çöküşü “Birbirinizle çekişmeyin, aksi takdirde za’fa düşer, kuvvet ve devletinizi elden kaçırırsınız” (Enfâl 8/46) âyetiyle somut bir uyarıya dönüştürür. Burada hayati olan husus, fıkhi ve fikri zemindeki meşru düşünce zenginliğini ifade eden ihtilaf ile toplumsal dokuyu zehirleyen tefrika kavramlarını birbirine karıştırmamaktır. İhtilaf; sağlam metodolojik delillere dayanarak metni anlama, yorumlama ve hayatın akışına çözümler üretme çabasıdır. Örneğin, Amr b. Âs’ın Zâtü’s-Selâsil Gazvesi’nde aşırı soğuk nedeniyle teyemmümle namaz kıldırmasını Hz. Peygamber’in tebessümle karşılaması veya Kurayzaoğulları üzerine yürünürken ikindi namazının yolda mı yoksa varış yerinde mi kılınacağı konusundaki farklı sahabi uygulamaları, dindeki meşru yöntemsel ihtilafa dair en bariz tarihsel örneklerdir. Şayet ilmi ve fikri bir mesele Müslümanlar arasında........

© İnsaniyet