Son Ders: Gülümsemek
-Anneciğim bana biraz yardım eder misim? Hiç halim yok!
Arzu bu cümleyi söylerken sesi titremişti.
Az sonra arkadaşlarım ve birkaç öğrencim gelecek. Meral öğretmen mesaj çekmiş. Seni çok özledik ve merak ediyoruz. Hastaneden taburcu olduğunu duyunca ziyaret etme kararı aldık diye yazmış. Onların karşısına güzel çıkmalıyım. Güzel derken çenesi titremişti. Kırık bir tebessüm, yüzünde buruk bir tat damağında son bir hamle ile uzandığı kanepeden doğruldu. Emek emek, ilmek ilmek ördüğü yumuşak battaniyesini katladı kenara koydu. Yorulmuştu. Ama bir sevinç kapladı yüreğini. Cümleyi tekrar mırıldandı. Öğrencilerim ve arkadaşlarım gelecek. Birden gözlerinin feri dizlerinin kuvveti tazelendi. Neredeyse iki ay oluyordu o çok sevdiği okulundan ve öğrencilerinden ayrı kalışı. Bütün ömrü üniversiteye kadar bu hastalıktan dolayı önce tedavi sonra okulu ile meşguliyette geçmişti. Geçen ay okul bahçesinde yaptıkları bir törende üşütmüş. Nahif bedeni gribi zatürreye çevirmiş; artık kendi kendini onaramayınca hastaneye yatırılmıştı. Ama o iki ay iki bin yıl gibi geçmişti. Onun en büyük enerji kaynağı her sabah anaokulunun kapısında karşıladığı bıcır bıcır öğrencileri idi. Onları her gün kapıda bekler annelerinin hazırladığı günlük yedek çantasını alır. Ayakkabılarını çözer ve montlarını çıkarmaya yardım eder ikisi üçü bir anda gelirse: nizami bir şekilde sıraya sokar; ‘Hadi bakalım tren gidiyooooor!’ diyerek onlarla birlikte neşe içinde sınıfına yönelirdi. Belki kendi çocuğu olmamıştı. Ama on yedi çocuğu vardı. On yedisi de başka bir evin çocuğuydu. On yedisi de onun kalbinin bir yerinde yaşıyordu.
“Bu çocuk sessiz ama derin,” derdi. “Bu çocuk kalbiyle öğreniyor.”
Çocukları yalnızca harfleri, sayıları, renkleri öğrenirken görmezdi. Onların susmalarını da öğrenirdi. Korkmalarını da. Bir köşede tek başına kalmalarını da. Bir resimde kullandıkları mavinin neden mavi olduğunu da. Bazen bir annenin elini tutup:
— Çocuğunuzun şu tarafını biraz daha destekleyin, derdi.
Bazen bir çocuğun gözlerine bakıp onun söylemediği şeyi anlamaya çalışırdı. Kendisi de çocukluğundan beri kalbiyle ilgili büyük bir hastalık taşımıştı. İnce bir sancı kalbini yeniden yalayıp geçen bir rüzgâr gibi kendini hatırlattı. Battaniyeyi kenara koyunca elini beline atıp sağ eliyle kalbini yokladı. Banyoya yönelirken okulu düşündü sonra. Tebessüm etti. Tek katlı okul bir rampa iniş ile alt kattaki oyun odalarına bağlıydı. Sınıf etkinlikleri bittiği zaman alt katta çeşitli el sanatları yapılan seramik atölyesi, oyuncak salonu, akıl oyunları odası, müzik odası, bütün sınıfların toplanabileceği orta alana açılırdı. Duvarlar rengarenk yapılan el işlemeleri resimler etkinlikler rafyalar afili yanar döner kırtasiye malzemeleri ile doluydu. Adeta bir sergi salonuydu.
Banyoda saçlarını tararken ışık hızıyla geçti bütün bular aklından Kalbindeki o eski misafir yine varlığını hissettirmişti. Ama Arzu onunla yaşamayı öğrenmişti.
İnsan bazı acıları taşımıyordu onlarla birlikte yürümeyi öğreniyordu. O gün de yürüdü kalbinin acısında. Çocukluğunda yaptığı gibi. Aynaya baktı. Yüzü solgundu.
— Böyle olmaz, dedi içinden.
Çekmeceden rujunu çıkardı. Edirne kırmızısı. Dudaklarına hafifçe sürdü. Abartmadı. Hiçbir şeyi abartmayı sevmezdi. Yüzüne biraz kan gelsin yeterdi. Çünkü çocukları onu neşeli bilirdi. Öğretmenlerinin üzgün olduğunu görmemeliydiler. Dünyanın bütün çocuklara borcu vardı belki de: Onlara biraz daha neşe bırakmak.
Arzu’nun hayatı okuduğu okullar, sonra anasınıfı ile baba evindeki küçük odası arasında geçmişti. Sempozyumları takip eder, annelere çocuklarının gizli yeteneklerini anlatırdı. Mütevazı kitaplığında çocuk gelişimi, montessori eğitim teknikleri ve yeni yöntemler içeren kitaplar, sanatkâr ve mizaca uygun bir çocuk yetiştirme başlıklarında yayınlarla doluydu. Elinden geldiğince bilimsel diğer yayınları takip eder, anneleri çocuklarını yetenekleri konusunda uyarır gözlemlerini aktarırdı. Arzu iyi bir öğretmendi. Doğuştan kalbi ile ilgili büyük bir rahatsızlık ile mücadele ettiği için evlenip yuva kuramamış çoluk çocuğa karışamamıştı belki ama ona teslim edilen on yedi çocuğu kendininmiş gibi benimsemişti. Onların gelişimini çok ilgiyle........
