menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hakikat barışı kurmaya yeter mi?

22 0
13.07.2026

Silahların susması, cenazelerin gelmemesi, çatışmaların durması…

Türkiye tam da böyle bir kapının önünde duruyor.

Yıllardır ilk kez silahların tamamen devreden çıktığı bir ihtimal konuşuluyor. PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirmesi, örgütün feshi, Meclis’te kurulan komisyon, silah bırakanların toplumsal yaşama nasıl döneceği, yeni hukuki düzenlemeler, “çerçeve yasa” tartışmaları… Bunların her biri çok önemli başlıklar. Bütün bu tartışmaların üzerinde yükseldiği temel bir soru var aslında.

Gerçekten yeni bir döneme giriyorsak bu nasıl mümkün olacak?

Bu soruya siyasetin günlük diliyle cevap vermek kolay değil. Çünkü siyaset çoğu zaman kendi hakikatini ilan eder. O hakikatin toplumsal gerçekliğe dönüşüp dönüşmediği ise çok daha çetrefilli bir süreç olur.

Belki de bu yüzden bugünü anlamak için sizi Karl Marx’a döndürmek istiyorum.

Marx’ın en fazla tartışılan kavramları sermaye, emek, sınıf ya da artı değer oldu. Oysa daha geride kalan ama bugünü anlamak bakımından son derece güçlü iki felsefesi kavramı var: Wahrheit ve Wirklichkeit.

Türkçe’ye çoğu zaman “hakikat” ve “gerçeklik” diye çevrildi. Burada Murat Belge’ye bu çeviri emeği ve bu tartışma için teşekkür borçluyuz, bunu teslim etmek isterim. İlk bakışta aralarında ciddi bir fark yokmuş gibi görünüyor. Oysa Marx’ın kurduğu ayrım, yalnızca felsefi değil, aynı zamanda siyasal bir ayrım.

Wahrheit, yani hakikat, bir iddianın doğruluğudur.

Wirklichkeit ise gerçekleşmiş toplumsal gerçekliktir.

Başka bir ifadeyle biri söylenendir, diğeri yaşanandır.

Bir siyasal iktidar barıştan söz edebilir. Bir örgüt silah bıraktığını ilan edebilir. Muhalefet demokratik çözümü savunabilir. Bunların tamamı bir hakikat iddiasıdır.

Fakat Marx’ın asıl sorusu şu:

Bu iddialar insanların hayatında neyi değiştirdi, neyi değiştirecek?

İşte hakikat ile gerçeklik arasındaki mesafe tam da burada başlıyor.

Barış, yalnızca ilan edildiği için barış olmaz. Tıpkı demokrasi denildiği için demokratik bir rejim kurulamayacağı gibi. Bir düşünce ancak hayatın içinde karşılığını bulduğu ölçüde hakikate dönüşür.

Marx’ın “Wirklichkeit” dediği tam da budur. Gerçeklik, yaşanan hayattır. İşleyen kurumdur. İnsanların devlete güven duyup duymadığıdır. Mahkemeye çıktığında adalet göreceğine inanıp inanmadığıdır. Kendi diliyle konuşabildiği, kimliğiyle siyaset yapabildiği, eşit yurttaş olarak yaşayabildiği toplumsal zemindir.

Barış da tam burada kurulur.

Bugün en fazla konuşulan meselelerden biri olan silah bırakma, tek başına barışın kendisi değil malum. Silah bırakma, olsa olsa barışın başlangıç koşuludur. Bunun ötesini hukuk belirler. Daha doğrusu yeni kurulacak hukuki ve siyasal düzen belirler.

Çünkü silahlar sustuktan sonra eski hukuk bütün refleksleriyle yürürlükte kalıyorsa, eski güvenlik anlayışı varlığını koruyorsa, siyasal alan genişlemiyor, demokratik katılım güçlenmiyor, yerel demokrasi gelişmiyor ve insanlar hala geleceğini hukukun güvencesinde görmüyorsa ortada yalnızca çatışmasızlık vardır. Barış değil.

Silahların susması bir hakikat iddiasıdır. Barışın toplumsallaşması ise gerçekliktir.

Bugün kamuoyunda sıkça “Silah bırakanlar ne olacak?” diye soruluyor. Aslında doğru soru şu:

“Türkiye nasıl bir hukuk........

© İlke TV