menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

13 0
30.07.2026

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık, sel, yangın, sıcak hava dalgaları, tarımsal üretim kayıpları, su kıtlığı ve zorunlu göç biçiminde bugünün toplumsal gerçekliğine dönüşmüş durumda. Ancak bu krizin nedenleriyle sonuçları arasında büyük bir adaletsizlik var. Tarihsel olarak en az sera gazı salan ülkeler ve topluluklar, krizin sonuçlarını en ağır biçimde yaşarken; fosil yakıtlara dayalı büyümeden en fazla yararlanan ülkeler ve şirketler, dönüşümün maliyetini başkalarının üzerine yıkıyor.

İklim adaleti hareketi bu nedenle yalnızca atmosferdeki karbon miktarıyla ilgilenmez. Kimin kirlettiğini, kimin bedel ödediğini, kimin karar verdiğini ve dönüşümün nasıl finanse edildiğini sorar.

Bugün uluslararası iklim politikasının başlıca çözüm araçlarından biri “iklim finansmanı” olarak sunuluyor. Gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarını finanse etmesi gerektiği kabul ediliyor. Fakat bu finansmanın yapısına bakıldığında başka bir tablo ortaya çıkıyor: İklim finansmanı giderek bir dayanışma ve tazmin mekanizmasından çok, yeni bir borçlandırma rejimine dönüşüyor.

Tutulmayan sözler, büyüyen krediler

Gelişmiş ülkeler 2009 yılında, gelişmekte olan ülkelere 2020’den itibaren yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlama sözü vermişti. Bu hedef zamanında yerine getirilmedi. OECD verilerine göre 100 milyar dolarlık eşik ancak 2022’de, iki yıllık gecikmeyle aşıldı. Finansman miktarı 2022’de 115,9 milyar dolar, 2023’te 132,8 milyar dolar ve 2024’te 136,7 milyar dolar olarak hesaplandı.

Ancak bu rakamların önemli bölümü hibe değil, kredi biçiminde sağlandı. 2024 yılında gelişmiş ülkeler tarafından sağlanan kamu iklim finansmanının yaklaşık üçte ikisi kredilerden oluştu. Hibelerin payı ise yüzde 30’un altında kaldı.

Başka bir ifadeyle gelişmiş ülkeler, büyük ölçüde kendilerinin yarattığı bir krizin sonuçlarıyla mücadele edebilmeleri için yoksul ve orta gelirli ülkelere borç veriyor. Ardından bu kredileri “iklim desteği” olarak kayda geçiriyor.

Kirleten borç veriyor, zarar gören faiziyle geri ödüyor.

Bu mekanizmaya iklim adaleti demek mümkün değil.

İklim krizinden borç krizine

İklim değişikliğine karşı alınması gereken önlemler ertelenemez. Ülkelerin enerji sistemlerini dönüştürmesi, tarımı kuraklığa dayanıklı hale getirmesi, kentleri sel ve sıcak hava dalgalarına hazırlaması, ormanları koruması ve erken uyarı sistemleri kurması gerekiyor.

Fakat borç yükü altındaki ülkeler bu yatırımları hangi kaynakla yapacak?

UNCTAD’a göre gelişmekte olan ülkelerin kamu borçları için ödediği net faiz 2024 yılında 921 milyar dolara ulaştı. Dünya genelinde yaklaşık 3,4 milyar insan, hükümetlerin borç faizine sağlık ya da eğitimden daha fazla kaynak ayırdığı ülkelerde yaşıyor.

Bu koşullarda iklim finansmanının kredi........

© İlke TV