menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Diyadin’de altın çıktı: Peki geride ne kalacak?

21 0
10.09.2026

Diyadin’de artık “altın madeni açılacak mı?” diye tartışmıyoruz. Maalesef maden açıldı, üretim başladı.

Mollakara Altın Madeni’nde ilk altın 16 Temmuz 2026’da döküldü. İlk üretimde 7,5 kilograma yakın altın elde edildi. Yıl sonuna kadar 32 bin ons üretim hedefleniyor; açıklanan rezervin bugünkü fiyatlarla yaratacağı hasılat ise şirket hesabıyla 1,8 milyar doların üzerinde.

Altın üretiminin yapıldığı yer, Diyadin, Murat Nehri’nin doğduğu coğrafyanın içinde. Murat, yüzlerce kilometre sonra Karasu ile birleşiyor ve Fırat oluyor. Burada suya, toprağa ya da yeraltı sularına verilen en ufak bir zarar, sadece Diyadin veya Murat nehrini etkilemeyecek, tüm coğrafyaya yayılacak.

İliç bize neyi gösterdi?

Diyadin’de olası riskleri uzak bir gelecek senaryosu olarak görmemek için kısa dönemli hafıza yetiyor. Bundan 2.5 yıl kadar önce, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’teki Çöpler Altın Madeni’nde yığın liç sahası çöktü. Yaklaşık 10 milyon metreküplük devasa bir kütle vadiye doğru aktı. Dokuz işçi hayatını kaybetti.

İliç’te yaşanan şey, birkaç gün konuşulup unutulacak sıradan bir “maden kazası” değildi. Türkiye’de altın madenciliği konusunda yıllardır yapılan bütün uyarıların bir anda görüntüye dönüşmesiydi. Dağ gibi yükselmiş bir liç yığını hareket etmişti. Üstelik sonradan hazırlanan bilirkişi raporunda kapasite artışının olayın temel nedenleri arasında olduğu belirtildi. Aynı rapora yansıyan değerlendirmelerde, bazı yeraltı ve yüzey suyu ölçümlerindeki değerlerin sınırların üzerinde olmasına rağmen ÇED sürecinin devam ettiği de kayda geçti.

Yani İliç’in bize bıraktığı soru; madencilik sürekli büyütülürken, kapasite artırılırken, üretim baskısı yükselirken çevresel ve insani riskler gerçekten aynı ciddiyetle dikkate alınıyor mu oldu.

Elbette “İliç oldu, Diyadin’de de aynısı olacak” denemez. Ama İliç yaşandıktan sonra “merak etmeyin, bütün önlemler alındı” cümlesi de artık yeterli değil.

Mesele sadece siyanür değil

Altın madenciliği denildiğinde tartışma hemen siyanüre geliyor. Haklı olarak.

Siyanür yüksek miktarda insan ve hayvanlar için son derece zehirli. Suya karıştığında özellikle balıklar ve diğer su canlıları çok düşük yoğunluklardan itibaren etkilenebiliyor. Ama konu sadece siyanür değil.

Bir altın madeni için önce dağın bir bölümünü kazıyorsunuz. Milyonlarca ton kayayı yerinden çıkarıyor, kırıyor, taşıyor ve yığıyorsunuz. Bunun için su kullanıyorsunuz. Yeraltı su düzenini değiştiriyorsunuz. Toz çıkarıyorsunuz. Kayaçların daha önce hava ve suyla temas etmeyen bölümlerini açığa çıkarıyorsunuz. Bazı kayaçlarda bulunan arsenik ve başka ağır metaller de bu süreçte hareketlenebiliyor. Yani madenin çevresel etkisi bir tanker siyanürün devrilip devrilmemesine ya da havaya karışmasına indirgenemez.

Diyadin açısından özellikle önemli olan da su.

Çünkü burası sadece altının bulunduğu bir coğrafya değil. Meraların, hayvancılığın, tarımın, kaplıcaların ve Murat Nehri’nin bulunduğu bir coğrafya. Ve altın madenciliği de su istiyor. Proses suyunun bir bölümü yeniden kullanılsa bile sistem sıfır suyla çalışmıyor. Buharlaşan, cevherle birlikte kalan, toz bastırmada ve işletmenin başka bölümlerinde kullanılan suyun yerine........

© İlke TV