menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

35×35: fosile elektrikli makyaj

22 0
02.07.2026

COP31’e giderken Türkiye’nin iklim diplomasisinde öne çıkardığı yeni hedefin adı 35×35. Bu hedef, nihai enerji talebinde elektriğin payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarmayı amaçlıyor. Bugün dünyada nihai enerji talebinin yüzde 20’nin biraz üzerindeki bölümü elektrikle karşılanıyor. Türkiye ve Avustralya’nın ortak COP31 hattı, bu oranı on yıl içinde ciddi biçimde yükseltmeyi, ulaşımda, binalarda, sanayide ve gündelik yaşamda daha fazla elektrik kullanımını teşvik etmeyi öneriyor.

İlk bakışta makul görünüyor. Ulaşımda petrolün, ısınmada doğalgazın, sanayide kömür ve gazın yerini elektrik alsın; elektrik yenilenebilir kaynaklardan üretilsin; emisyonlar düşsün. Fakat iklim siyasetinde bazen en parlak vaatler, en büyük gölgeyi düşürür. 35×35 hedefinin de böyle bir riski var. Elektrifikasyon, fosil yakıtlardan çıkışın aracı olmaktan çıkarılıp kendi başına bir hedef haline getirildiğinde, iklim politikasının içi boşalıyor. Fosilden çıkışın yerini yeniden yeşil boyama alıyor. Burada iki kurumun adını anmak gerekiyor. IEA, yani Uluslararası Enerji Ajansı, 1974 petrol krizinden sonra kurulmuş, bugün enerji güvenliği, verimlilik, yatırım, iklim ve enerji dönüşümü alanlarında hükümetlere veri ve politika önerisi sunan bir kurum. IRENA, yani Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı, yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması için çalışan hükümetler arası bir örgüt. COP31 Başkanlığı 35×35 hedefini bu iki kurumun analizlerine dayandırıyor. Bu önemli, çünkü hedef teknik bir zemine yaslanıyor. Fakat teknik zemin politik sorunu ortadan kaldırmıyor.

Sorun şu: Elektrik temiz bir kaynak değildir. Elektrik bir taşıyıcıdır. Temiz olup olmadığı, nasıl üretildiğine, kimin kontrolünde dağıtıldığına, hangi ihtiyaca hizmet ettiğine, hangi toprakları ve toplulukları etkilediğine bağlıdır. Kömürden üretilmiş elektriği kullanan araç egzozdan duman çıkarmaz; dumanı termik santralin bacasına, maden sahasına, ithal kömür limanına taşır. Doğal gaz santralinden gelen elektrik, evdeki kombiyi görünmez kılabilir; fosil bağımlılığı bu kez elektrik piyasasının içine saklanır. Türkiye’nin enerji tablosu bu yüzden çok öğretici. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Türkiye’de elektrik üretiminin yüzde 33,6’sı kömürden, yüzde 23’ü doğal gazdan, yüzde 15,8’i hidrolikten, yüzde 10,9’u rüzgârdan, yüzde 10,5’i güneşten, yüzde 3,2’si jeotermalden, yüzde 3,1’i diğer kaynaklardan geliyor. Başka bir ifadeyle elektrik üretiminin yarıdan fazlası fosil yakıtlara dayanıyor. Bu koşullarda “daha fazla elektrik” otomatik olarak “daha az fosil” anlamına gelmiyor. Hatta talep artışı iyi planlanmazsa daha........

© İlke TV