Dershaneler gerçekten kapandı mı? 22 Ağustos 2026
“Mesele katı bir yasakla "bitirmek" değil, sistemi siyasi ve toplumsal olarak kabul edilebilir sınırlar içinde yönetebilmek. Bunun için de Millî Eğitim Bakanlığı'ndan ailelere kadar bütün paydaşların eşgüdümlü hareket etmesi, siyasi iradenin, mali kapasitenin ve toplumsal meşruiyetin bir arada olması gerekiyor. Bu şartlar sağlanmadan atılacak her yasal düzenleme sembolik kalmaya, gölge eğitim de biçim değiştirerek varlığını sürdürmeye mahkûm görünüyor. Kısacası yasaklamak değil, hem okulun kendisini güçlendirmek hem de bu paralel sistemi görünür standartlara sahip ve hesap verebilir kılmak gerekiyor.”
Prof. Dr. Nilay Bümen ile her yönüyle dershaneler gerçeğini konuştuk.
Yasaklar bu işi gerçekten bitirdi mi?
Hocam, 2014'te dershaneler kapatıldı, 2024 yılında da öğretmenlere özel ders verme yasağı getirildi. Devlet "bu meseleyi çözdük" diyor. Ama sizin araştırmalarınız ne gösteriyor — bu yasaklar gölge eğitimi gerçekten bitirdi mi?
Açıkçası hayır, sadece adını ve biçimini değiştirdi. Önce şunu netleştireyim: Biz akademik literatürde dershane, kurs, etüt merkezi, özel ders gibi — devlet okulunun dışında, ücret karşılığı verilen ve okulu tamamlamayı ya da onun yerini almayı amaçlayan — tüm bu destek eğitimine "gölge eğitim" diyoruz. Yani bugün konuşacağımız her şey aslında bu şemsiye terimin altına giriyor. Şimdi olan bitene bakalım: 2014'te dershaneler kapatıldığında yaklaşık 400 merkez kapandı, 850 kadarı özel okula dönüştürüldü. Ama 2015'te Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ile özel teşebbüs hakkı gerekçesiyle dershanelerin tamamen kapatılmasının önüne geçti. Yalnız bir ironi var: "Dershane" ibaresi kanundan tamamen çıkarıldığı için eski statülerine hiçbir zaman dönemediler, "özel öğretim kursu, etüt merkezi, VIP kurs, evde birebir ders” gibi yeni sınıflandırmalar altında faaliyete devam etmek zorunda kaldılar. Yani hizmet aynı, format değişti, tabela değişti.
Bunun basit bir sebebi var: Yasaklar hep arz tarafını hedef aldı, talebi hiç konuşmadık. Talebin arkasında beş mesele var: Merkezi sınavlara hazırlanma kaygısı, okullardaki kalabalık sınıflar, öğrencinin öğrenme eksiğini kapatma ihtiyacı, öğretmenin yetersiz bulunması ve velinin/öğrencinin bizzat talep etmesi. Bu beşi durmadıkça, tabelayı ne kadar değiştirirseniz değiştirin aynı sel başka bir kanaldan akmaya devam ediyor. Bu Türkiye'ye özgü bir durum da değil: Çin, Güney Kore, İran gibi ülkelerde de fırsat eşitsizliği yarattığı gerekçesiyle gölge eğitimi yasaklama ya da okullarla birleştirme yoluna gidilmiş, ama veliler bunu ana akım eğitime bir alternatif olarak görmeye devam ettiği için legal ya da illegal şekilde yaşamaya devam etmiş. Çin'in 2021'deki "çifte azaltma" politikasında da resmî kurumların çoğu kapandı ama talep büyük ölçüde görünmez, denetimsiz kanallara kaydı. Yani çözüm hiç de basit değil, birazdan o kısma geleceğim ama önce şunu söyleyeyim: Yasaklamak ihtiyacı ortadan kaldırmıyor, sadece görünmez ve denetimi daha zor bir hale getiriyor.
Zengin çocuk mu okuyor artık?
İzmir'deki liseler üzerine yaptığınız araştırmanın rakamları çarpıcı: Düşük gelirli ailelerde özel derse katılım yüzde 24 civarında, üst gelir grubunda bu oran yüzde 62'yi buluyor. Fen liselerinde bile öğrencilerin büyük bölümü dışarıdan destek alıyor. Bu ne anlama geliyor — devlet okulu artık yetmiyor mu?
Evet öyle, buradaki tablo gerçekten düşündürücü. Anne eğitim düzeyine baktığımızda da aynı örüntü çıkıyor: Annesi ilkokul mezunu olan öğrencilerde katılım yüzde 21 civarındayken, annesi lisansüstü mezunu olanlarda bu oran yüzde 64'e çıkıyor. Yani bu bir "çalışkanlık" meselesi değil, doğrudan bir kaynak meselesi. Gölge eğitime katılım lisenin son sınıflarına doğru giderek artıyor: 12. Sınıftaki öğrencilerin h’i gölge eğitime başvuruyor. En başarılı görünen okullarda bile — fen liseleri gibi — öğrencilerin s’ü aslında okul dışından beslenerek o başarıyı yakalıyor. Bu da bize şunu gösteriyor: Okulun kendisi, tek başına, artık o öğrenciyi hedeflediği yere taşımaya yetmiyor. Parası olan aile bu boşluğu dışarıdan kapatıyor, olmayan aile ise geride kalıyor. Bu da sosyal adalet ve ücretsiz nitelikli eğitime erişim açısından oldukça önemli sorunlara işaret ediyor. Hatta bazı çalışmalar, bu duruma gizli özelleştirme adını veriyor.
Ama asıl çarpıcı olan şu: Eşitsizlik sadece "kim özel ders alıyor, kim almıyor" düzeyinde kalmıyor, gölge eğitimin içinde de tekrar ediyor. Bulgularımızda öğrenciler bire-bir dersi en etkili yöntem olarak görüyor ama fiilen çoğu büyük grup dersine katılıyor — çünkü bire bir özel ders çok daha pahalı. Yani bu piyasanın içinde bile bir sınıflandırma var: parası yeten öğrenci kişiye özel, "VIP" formatta destek alıyor; parası sınırlı olan ise daha ucuz, kalabalık grup........
