Bozuk ‘Anahtar’
Şimdilerde ‘Anahtar Parti’ genel başkanlığı yapıyor.
Siyasi geçmişinde ciddi zikzaklar var fakat son tahlilde ‘milliyetçi’, ‘ülkücü’ geleneğe mensup.
Onu benim ilgi alanıma sokan Gaziantep’te başörtüsü ile ilgili yaptığı bir değerlendirme…
Bozuk bir Türkçeyle dile getirilmiş sinsi bir başörtüsü düşmanlığı…
Bunların ayrıntılarına aşağıda gireceğim elbette lakin siyasi geçmişindeki zikzaklara ve bu yönüyle de hangi ölçüde güvenilir bir şahsiyet olduğu hususuna değinmeden geçersek neden bu eleştiriye ihtiyaç duyduğumuz sorusu havada kalır…
İlginç bir şahsiyet öncelikle…
Konuşmalarında, gavurca retorik denen belagatin abartılı bir biçimde öne çıktığını görüyoruz.
Bu yüzden sıkça ‘konuşmanın şehvetine’ kapılması kaçınılmaz oluyor, son Gaziantep konuşmasında olduğu gibi.
Bu hususa dair ilginç bir örnek de bundan 30 sene öncesine ait…
1996 yılında Nizam-ı Âlem dergisinde yayımlanan bir söyleşisinde şöyle buyurmuş hazret. “Bir dönem kadın bir başbakan ile yönetilmiş olmanın bahtsızlığını taşıyan Müslüman Türk milleti...”
Kastettiği kadın Başbakan Tansu Çiller…
Kaderin garip bir cilvesi, ‘kadın düşmanı’ dahi addedilebilecek bu yaklaşımından yıllar sonra başka bir kadın, Meral Akşener genel başkanı olmuştur.
Yukarıdaki ifadesinden de anlaşılacağı üzere hayli radikal bir görüşe sahip iken bugün tam tersi bir istikamette konuşlandığını görüyoruz.
Gençlik yıllarından itibaren merhum şehit Muhsin Yazıcıoğlu ile yolları kesişmiş.
Muhsin Bey’e yakın bazı isimlerden bizzat duyduğum ama burada belgeleyemeyeceğim bir iddiaya göre Muhsin Bey, Ağıralioğlu’nu kendinden uzak tutma yönünde bir tavır almış son dönemlerinde.
Kendisi böyle bir şeyin olmadığını, vefatına kadar BBP’de kaldığını söylüyor ki doğrudur, kalmakla yetinmemiş genel başkanlığa da aday olmuş lakin aralarında bir şeylerin geçtiğini sonraki duruşundan okumak mümkün…
Mesela açık kaynaklardan öğrendiğime göre Muhsin Bey’in vefatı ile ilgili bir açıklaması ve hatta ‘başsağlığı’ mesajı dahi yok.
Aslında Muhsin Bey meselesi ile ilgili kendi hükmünü kendisi vermiş zaten…
Katıldığı bir TV programında bu hususa dair kendisine sorulan bir soruya şu cevabı vermiş.
“Bizim mahcubiyetlerimiz var, hatıra defterine ismimi yazamadım.
Kalbime yük ettiğim, utanç saydığım, bizim başımıza böyle bir şey gelseydi gök kubbeyi yıkacağına inandığımız birinin arkasından hiçbir şey yapamamış olmanın mahcubiyeti bize zillet olarak kalsın.”
Eyvallah, madem öyle biz de ‘kalsın’ diyerek son........
