menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dinsiz ahlak oluyor muymuş?

24 0
27.07.2026

Geleneksel ahlakı ve ilahi nizamı hedefe koyan modern söylemler, cemiyette vuku bulan her türlü çürümeyi ve adi suçu dinin varlığına yahut dindarlık tezahürlerine bağlama kolaycılığına hep yapmaktadır. Öncelikle kendi memleketimize bakarsak son yüzyılda cürüm istatistikleri, sosyolojik hakikatler ve suç anatomisi incelendiğinde; adi suçların failleri ile İslam’ın özü arasında hiçbir illiyet bağının bulunmadığı sarih bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Son yüzyılda işlenen adi suçlar (hırsızlık, gasp, cinayet, dolandırıcılık, ırza tecavüz, bağımlılık maddeleri ticareti), bünyesinde ilahi veya ahlaki bir emir barındıran müesses dinin öğretilerinden değil, aksine bu öğretilerin zihnen ve kalben tamamen tasfiye edilmesinden neşet etmektedir.

İslam, insana öldükten sonra hesap verme fikri ve vicdani bir denetim mekanizması yükler. Suç istatistikleri göstermektedir ki adi suçları işleyen faillerin ortak vasfı; eylemlerini tasarlarken yahut icra ederken bir yaratıcının huzurunda hesap vereceği şuurundan tamamen soyutlanmış olmalarıdır. Dolayısıyla problem, dinin ve dine bağlı vicdanın ferdin iç dünyasında büsbütün imha edilmiş olmasıdır.

Son yüzyılda Batı merkezli başlayan ve dünyaya yayılan sekülerleşme ve pozitivist toplumsal mühendislik projeleri, dini değerleri kamusal ve bireysel alandan paranteze almıştır. Ancak iddia edilenin aksine, dinin toplumsal hayattan çekildiği vasatlarda suç oranları düşmemiş; aksine hırsızlık, şiddet ve cinsel suçlar tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. Bu durum, adi suçun kaynağının din değil, dinin ikame ettiği ahlaki bağların kopması olduğunu kör olmayan gözlere göstermektedir.

Cürmün sebebi arzu ve hırstır. Adi suçların arkasındaki temel motive edici unsurlar; sınırsız mülkiyet hırsı, hazza dayalı hedonist yaşam arzusu, hukuku ve başkasının hakkını hiçe sayan bireyciliktir. Bu saiklerin tamamı, İslam’ın haram kıldığı ve ahlaken mahkûm ettiği seküler zaaflardır.

Meseleye hususan İslam penceresinden bakıldığında; bir Müslüman’ın adi suç işlemesi, İslam’ın kaidelerine uyarak değil, İslam’ın en temel emrini ihlal ederek ve dinden fiilen saparak mümkündür. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye'de içki, kumar, hırsızlık, zina, gasp, haksız yere cana kıyma ve kul hakkı yemek kesin nasslarla haram kılınmış; ağır dünyevi ve uhrevi müeyyidelere bağlanmıştır. Bir fail bu suçlardan birini işlediğinde, bunu İslam’a dayanarak değil, zayıflamış imanla ve İslam’ın açık hükmüne isyan ederek işlemektedir. Ona bu cesareti veren iman zafiyeti ve seküler hayatın dayatmasıdır.

İslam, insan ilişkilerinin merkezine "kul hakkı" ve "emanet" kavramlarını yerleştirir. Kul hakkını ihlal eden bir eylemin, ibadetlerle dahi kolayca bağışlanamayacağı esası; insan zihnine suç işlemesini engelleyecek en güçlü otokontrol mekanizmasını koyar. Dolayısıyla gasp yapan, dolandıran veya bir cana kıyan kişinin İslam'ın bu temel kaidesiyle hiçbir ruhi ve zihni teması kurulmamış, bu temas tahrip edilmiştir.

Türkiye’de son yüzyılda cezaevlerini dolduran adi suçluların profili incelendiğinde; bu kişilerin İslam’ı bir hayat nizamı olarak benimseyip tatbik eden kimseler olmadığı; aksine dini........

© Haber Vakti