POTEMKİN’İN TORUNLARI
Bazen bir iktidarı sarsmanın en etkili yolu, ondan daha güçlü bir yalan söylemektir. Kusura bakmayın, fazla kibar oldu? Düzeltiyorum: Daha büyük bir yalan söylemek şarttır.
Sevgili okur, tarih dediğimiz şey, esasen birbirini kovalayan dekor tasarımcılarının öyküsüdür. Çariçe Katerina’ya imparatorluğunun “ne kadar modern” olduğunu kanıtlamak isteyen Prens Potemkin, yol boyunca sadece ön cephesi boyalı, arkası boş köy maketleri diktirmişti. Köylüleri temiz giydirip el sallatmış, Çariçe geçer geçmez de dekorları söküp bir sonraki durağa taşımıştı.
Bugün biri çıkıp “Ne kadar ilkel bir aldatmaca!” derse, o adama gık dedirtmem. Çünkü biz bugün o Potemkin’in sadece torunları değil; aynı zamanda onun reklam ajansıyız. Farkı var mı? O dönemde dekorları taşımak için at arabası vardı, şimdi bulut bilişim var; ama arka taraf hâlâ bomboş.
Gelelim sanatın o mübarek, dokunulmaz şaheserine: Sergei Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı’na. Aman ha, kimse yanlış anlamasın! Film bir başyapıttır, tartışmasız. Ama şu Odessa Merdivenleri sahnesini bir de gözünüzün perdesini kaldırarak izleyin. Askerler iner, bebek arabası yuvarlanır, anne çığlık atar, kan gövdeyi götürür. Dünyanın en etkileyici beş dakikası!
Sadece ufak bir ayrıntı var: O katliam yaşanmadı. Eisenstein, tarihi değil, duyguyu........
