YOLUN HAFIZASI
Bazı yolların mimarı yoktur.
Bir parkın ortasında, kaldırımın genişçe dolandığı yerde çimlerin arasından geçen ince
bir toprak çizgisine rastlarsınız. Taş döşenmemiştir, kenarı belirlenmemiştir, hiçbir
planda bulunmaz. Yine de oradan yürüyenler vardır. Hem de öyle birkaç kişi değil;
çimin yeniden yeşermesine fırsat vermeyecek kadar çok.
İlk kim geçti, bilinmez.
Acele eden biri miydi? Köşeyi dolaşmaya üşenen bir çocuk mu? Her sabah aynı yolu
yürüyüp fazladan on adımı artık gereksiz bulan biri mi? Her kimse, yaptığı şeyin bir yol
açacağını düşünmemiştir. Yalnızca kendi yolunu birkaç metre kısaltmıştır. Sonra bir
başkası aynı yerden geçmiş, toprağın üzerindeki hafif izi görmüş; ardından başkaları
gelmiştir. Bir süre sonra rastlantı, üzerinde yürünebilen bir çizgiye dönüşmüştür.
Şehircilikte bu patikaların güzel bir adı var: “arzu yolları.” Kimsenin çizmediği bu yollar,
insanların nereden yürümesi gerektiğinden çok, gerçekte nereden yürümek istediğini
gösteriyor. Fakat asıl düşündürücü olan kestirme olmaları değil. İlk geçen yalnızca kendi
yolunu kısaltmıştı; arkasından gelen içinse toprağın üzerinde artık bir ihtimal vardı.
İkisinin ayakları aynı toprağa değmiş olabilir ama yaptıkları şey aynı değildi. İlki henüz
yol olmayan bir yerden geçmişti; ikincisi, birinin oradan geçebildiğini biliyordu. İnsan
daha önce bir ayak izi gördüğü yerde biraz daha az tereddüt ediyor. Bazen bir başkasına
bırakılan en güçlü işaret de budur: “Buradan da geçiliyor.”
Bu, yalnız çimlerin üzerinde öğrenilen bir şey değil.
Yeni bir işe başladığınızı düşünün. İlk gün size saatler, kurallar, görevler anlatılır. Birkaç
gün sonra başka bir şey daha öğrenirsiniz: Orada gerçekten nasıl yaşandığını. Mesai
sekizde başlıyordur ama herkesin gerçekten işe koyulması biraz daha geçtir. Ya da çıkış
saati beştir; buna rağmen beşte çantasını almak nedense erken çıkmak gibi görünür.
Kimse size ikinci bir saatten söz etmemiştir. Yalnızca çevrenizdekilerin ne zaman
oturduğuna, ne zaman kalktığına bakmışsınızdır.
Yazılı olanı ilk gün öğreniriz; yazılı olmayanı birbirimizden.
İnsan kendisinden isteneni de çoğu zaman böyle ayarlar. Bir görevi yapar ama hızını
kendisi belirler; kendisinden beklenenin tamamını değil, yapması gereken kadarını
verir; küçük bir arayı uzatır, bazen anlamamış gibi davranır, bazen ses çıkarmadan
sınırını birkaç santim geriye çeker. Bunların hepsine direniş demek fazla büyük,
hepsine tembellik demek fazla kolaydır. İnsan, kendisine ait olmayan........
