VAN GÖLÜ’NÜ BİTİRİRSEK, VAN DA BİTER…
Uzun bir aradan sonra yeniden yazıyorum. Abimin vefatı nedeniyle bir süredir köşeme ara vermiştim. İnsan bazı zamanlarda eline kalem almak istemiyor. Söylenecek çok söz oluyor ama insanın içinden yazmak gelmiyor. Sonra düşündüm…
Yeniden yazmaya başlayacaksam, Van’ı yazmalıyım. Van’ın en büyük değerini yazmalıyım. Çocukluğumuzun mavisini, gençliğimizin kıyılarını, yaz akşamlarının serinliğini, güneşin gölün üzerine bıraktığı o eşsiz ışığı…
Van Gölü’nü yazmalıyım.
Ama bu kez mavisini övmek için değil. Mavisini kaybetmekte olduğumuzu söylemek için. Çünkü Van Gölü artık yalnızca bir doğa harikası değil, aynı zamanda bizim vicdanımızın aynasıdır. Ve o aynaya baktığımızda hiç de hoş bir görüntü görmüyoruz.
Van Gölü, Türkiye’nin en büyük gölüdür. Yaklaşık 3 bin 713 kilometrekarelik yüzölçümüyle devasa bir su kütlesidir. Dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Aynı zamanda kapalı bir havzadır. Yani gölün dışarıya akışı yoktur. Bu çok önemli. Çünkü göle bıraktığınız atığın, göle taşıdığınız kirliliğin denize ulaşıp kaybolma şansı yoktur. Göl, içine ne giriyorsa onu taşımak zorundadır. Biz ne verirsek onu biriktirir.
Ve yıllar sonra bunun bedelini yine bize ödetir. Van Gölü’nün etrafında Van ve Bitlis sınırları içerisinde onlarca yerleşim yeri bulunuyor. Erciş’ten Adilcevaz’a, Ahlat’tan Tatvan’a, Gevaş’tan Edremit’e, Van merkezden kıyıdaki diğer yerleşimlere kadar geniş bir yaşam alanından söz ediyoruz. Bütün bu yerleşimlerin atık suyu, yağmur suyu, tarımsal akışı, dereleri ve çevresel baskısı bir şekilde bu kapalı havzanın hesabına yazılıyor. İşte asıl tehlike burada.
MAVİYİ KAYBEDERKEN SEYREDİYORUZ
Yerel medyada son dönemde Erciş çevresindeki bazı dereler ve su kanalları üzerinden Van Gölü’ne ulaşan kirli sulara ilişkin haberleri okuyoruz. Gölün bazı noktalarında su rengindeki değişimler de artık vatandaşın gözünden kaçmıyor. Mollakasım’a gittiğinizde, Ayanıs’a gittiğinizde, Amik taraflarına uzandığınızda bunu zaten görüyorsunuz.
Ben de yakın zamanda Mollakasım tarafında suyun yüzeyinde sarıya çalan bir görüntü gördüm. ‘Evsel atıklar geliyor’ denildi. Bu doğru mudur, hangi kaynaktan gelmektedir, laboratuvar sonuçları nedir? Bunları yetkililerin açıklaması gerekir. Çünkü çevre konusunda kanaat yetmez.
Ama bir şeyi de artık kimse inkâr edemez; Van Gölü’nün kıyılarında çevresel baskı giderek artıyor. Bunu anlamak için uzman olmaya gerek yok. Çocukluğumuzda Van’ın birçok noktasında göle girerdik. Bugün ise temiz bir kıyı bulmak için Mollakasım’a, Ayanıs’a, Amik’e doğru gidiyoruz. Öte tarafta Gevaş’a kadar uzanıyoruz. Edremit’te, geçmişte göle girdiğimiz birçok noktada bugün aynı rahatlıkla suya girmek mümkün değil.
Bu yalnızca nostalji değildir. Bu, bir şeylerin değiştiğinin göstergesidir. Ve değişen yalnızca suyun rengi değildir.
Kuşların yaşam alanları değişiyor.
Yapılaşma kıyıya doğru ilerliyor.
Sit alanı olması gereken yerler tartışmalı biçimde yapılaşmanın baskısı altında kalıyor.
Parsel parsel satış yapıldığına ilişkin iddialar konuşuluyor.
Bazı kişilerin yıllar önce aldıkları arazileri birkaç yıl sonra çok daha yüksek bedellerle sattıkları anlatılıyor.
Bunların hangisi doğrudur, hangisi değildir bilmiyorum. Zaten gazetecinin görevi de duyduğu her iddiayı gerçek diye yazmak değildir. Ama kamuoyunda........
