menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YAŞARKEN NEREDEYDİNİZ?

15 0
17.09.2026

Bir Ses vardı. Bu Ses insanın içinde doğardı. Bazen bir cezaevi yatağında geceyi sessizce bekleyen bir insanın düşüncelerinde duyulurdu. Bazen çocuğunun başında sabaha kadar bekleyen bir annenin yüreğinde, bazen dükkânını açıp günün hesabını yapan bir esnafın kaygısında, bazen yüzlerce insan çalıştıran bir iş insanının kimseye anlatamadığı endişesinde kendini gösterirdi.

Avrupa’nın kalabalık bir şehrinde yalnız yürüyen bir insanın içinde de vardı. Amerika’nın gökdelenleri arasında kaybolmuş bir insanın sessizliğinde de. Japonya’da sabahın erken saatlerinde işe giden bir insanın adımlarında da. Dil değişirdi, ülke değişirdi, kültür değişirdi, hayatın biçimi değişirdi ama insanın içindeki bazı sorular değişmezdi: “Beni gerçekten gören var mı?”, “Beni gerçekten dinleyen var mı?”, “Yaşadığım hayatı, taşıdığım yükü, verdiğim emeği bilen var mı?” Belki de insanlığın en eski sorularından biri buydu: İnsan, yaşarken ne kadar görülüyordu?

Bir insan öldüğünde onu hatırlamak kolaydır. Ardından güzel sözler söylenir, anmalar yapılır, konuşmalar hazırlanır, hayatı anlatılır, yaptıkları övülür, fotoğrafları çoğaltılır. Ölümünden sonra herkes onun ne kadar değerli olduğunu söylemekte birleşebilir. Peki, madem bu insan bu kadar değerliydi, yaşarken neredeydiniz? İnsanların ardından güzel sözler söylenmesine, anılmasına, hatırlanmasına elbette itiraz edilemez. Asıl mesele başka bir yerdedir. İnsan öldükten sonra onu anmak kolaydır. Artık karşımızda değildir. İtiraz etmez, soru sormaz, kırılmaz, eksikleri göstermez, bizden bir şey istemez. Onunla konuşmak yerine onun hakkında konuşmak daha kolaydır.

Yaşayan insan ise karşımızdadır. Bir derdi vardır, bir ihtiyacı vardır. Bazen itiraz eder, sorgular, bazen yanlış bulur, bazen yardım ister, bazen de yalnızca hatırlanmak ve görülmek ister. Onun hayatına dokunmak, yükünü paylaşmak, sorununu çözmeye çalışmak, gerektiğinde yanında durmak ise sözden çok daha fazlasını gerektirir. İşte gerçek vefa burada başlar. Bir insanın fotoğrafını duvara asmak kolaydır, yaşarken kapısını çalmak daha değerlidir. Adına toplantı yapmak kolaydır, hayattayken ne düşündüğünü sormak daha anlamlıdır. Ardından güzel sözler söylemek kolaydır, bugün neye ihtiyacı olduğunu bilmek ve o ihtiyaca cevap vermek ise gerçek sorumluluktur.

Yıllarını bir mücadeleye vermiş bir insanı yalnızca geçmişte bıraktığı izlerle hatırlamak yetmez. Onun bugün nasıl yaşadığını, ne taşıdığını, neye ihtiyaç duyduğunu da görmek gerekir. Çünkü insanın hayatı, geçmişte yaptığı fedakârlıklardan ibaret değildir. O insan bugün de vardır. Belki yaşlanmıştır,........

© Güneydoğu Ekspres