Şöhreti Değil Toprak Kokusunu Seçti: Ayşe Ekiz'in İlham Veren Hikayesi
Belediyenin gastronomi birimindeki kurumsal deneyiminden gelecekteki butik lokanta hayallerine, ürüne sadakat felsefesinden Anadolu’nun unutulmuş reçetelerine uzanan bu samimi söyleşide, gastronominin yalnızca teknikten ibaret olmadığını bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Şöhretin sunduğu cazip teklifler yerine memleketinin toprak kokusunu ve aidiyet duygusunu seçen Ekiz, mutfaktaki gerçek öğretmenin tarif kitapları değil, tarladaki çiftçinin emeği olduğunu savunuyor. Kısıtlı imkânlarla hayal kuran köy çocuklarına ilham veren bu yolculukta, şefin mutfakta ulaştığı profesyonellik ile kalbindeki saf taşra ruhu kusursuz bir denge oluşturuyor.
Sultandağı’nın bereketli topraklarından, hayvancılıkla geçen günlerden ulusal bir şöhrete uzanan bu hikâyede; aynaya baktığında hâlâ o köydeki Ayşe’yi mi görüyorsun yoksa mutfakta devleşen profesyonel bir şefi mi?
Aynaya baktığımda gördüğüm şey aslında ne sadece o köydeki kız ne de sadece önlüğü olan bir şef. Ben ikisinin birleşimi olan Ayşe’yim. Ekranlar, yarışmalar, şöhret gelip geçici; ama benim tırnaklarımın arasındaki o toprak, Sultandağı’nın kokusu kalıcı. Mutfakta ne kadar profesyonelleşirsem profesyonelleşeyim, özümü kaybetmediğim sürece yediğim yemeğin, ürettiğim tabağın bir anlamı var. Benim gücüm o köydeki Ayşe'den geliyor, mutfaktaki profesyonelliğim ise o gücü dünyaya sunma biçimim.
MasterChef’in o hızlı ve teknik dünyasında öğrendiğin modern mutfak sırları, memleketine döndüğünde hazırladığın geleneksel ev yemeklerinin ruhunu ve tekniğini nasıl dönüştürdü?
Yarışma bana malzemeye çok daha farklı açılardan bakmayı, modern teknikleri (örneğin bir malzemeyi kendi yağında ağır ağır pişirmeyi ya da dokularla oynamayı) öğretti. Memleketime döndüğümde bu teknikleri anneannelerimizden gördüğümüz o sabırlı, dualı yemek pişirme anlayışıyla harmanladım. Geleneksel yemeğin ruhuna asla dokunmuyorum........
