menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Reçetelerin Ötesinde Bir Pastacılık Vizyonu: Fırat Batmak ile Mutfakta Milimetrik Denge

124 0
12.10.2026

Kurucusu olduğu Chef Fırat Academy bünyesinde yalnızca reçete aktarmakla kalmayıp hammaddenin dilini ve ruhunu öğreterek geleceğin iz bırakan şeflerini yetiştirmeyi hedefliyor. İmzası niteliğindeki fesleğenli profiterolden eğitmenlik felsefesine, mutfaktaki acı derslerden dijital çağda lezzetin geleceğine uzanan bu röportajda, pastacılığın estetik dünyasının ardındaki adanmışlığı gözler önüne seriyor.

Mutfakta sıcak yemeklerin dinamik kaosu yerine pastacılığın milimetrik dengesini ve hassas kimyasını seçtiğin, "benim yolum şeker, un ve çikolatayla şekillenecek" dediğin o ilk kırılma anını nasıl hatırlıyorsun?

Mesleğe 2009’da, 14 yaşındayken Ankara Kafes Fırın’da zorunluluktan başladım. Kars’tan yeni gelmiştik, okulu bırakmıştım ve bir meslek edinmem gerekiyordu. İlk yıl hem yaşım hem de dönemin sert disiplini nedeniyle oldukça ağırdı. Yılın sonunda “Bu işten çıkış yok, o zaman en iyisini yapmalıyım” diyerek kırılmayı yaşadım. Şartlar beni pastacılıkla tanıştırdı ama sonrasında ben onu seçtim ve hep daha iyisinin peşinden gittim.

İyi bir pastacı olmakla o hassas bilgiyi, tekniği ve disiplini yeni nesillere aktaran bir şef eğitmen olmak arasında nasıl bir zihinsel eşik var; akademide sınıfına giren genç bir öğrencide ilk aradığın ışık nedir?

İyi bir pastacı uygulamaz; iyi bir eğitmen ise kendi reflekslerini parçalara ayırıp nedenini açıklayarak aktarır. Seminer ve Master Class'larda edindiğim tecrübeyi ve hatalarımı bilgiyi saklamadan paylaşmayı amaçlıyorum. Sınıfıma giren bir öğrencide yetenekten önce merak, soru sorma ve öğrenme disiplini ararım. 14 yaşında çıraklığa başladığım için gençlerde kendi potansiyelini henüz fark edememiş eski halimi görür, o potansiyeli çıkarmayı hedeflerim.

Pastacılık kimilerine göre katı bir kimya ve hassas bir matematik, kimilerine göre ise sınırları olmayan bir sanat; sen kendi reçetelerinde bu iki dünya arasındaki dengeli uyumu nasıl kuruyorsun?

Pastacılıkta ilham sadece reçetelerden değil, malzemeden, dokudan ya da renkten de gelebilir. Fikri iyi bir ürüne dönüştürmek için tecrübe, teknik ve sürdürülebilirlik gerekir. Benim için teknik sınırları gösterir, tecrübe neyin çalışacağını öğretir, yaratıcılık ise özgürleştirir. Öğrendikçe sınırlar azalır ve kendi imzanız ortaya çıkar.

Geleneksel Türk tatlı kültürümüzün şerbetli ve sütlü zenginliğini modern pastacılığın rafine teknikleriyle buluştururken, lezzetin özgünlüğünü korumak adına neleri kırmızı çizgin olarak görüyorsun?

Kırmızı çizgim, teknik ne kadar modern olursa olsun ürünün özünü ve Türk damak tadını korumaktır. Bizim damak hafızamız pastanın içinde mutlaka iyi bir kek dokusu arar. Özgünlük, başka bir mutfağı birebir uygulamak değil; dünya tekniklerini kendi kültürümüz ve damak hafızamızla harmanlayabilmektir.

Tasarladığın tüm o estetik ve kompleks tatlılar arasında, arkasında seni ve senin karakterini en net anlatan hikâyesiyle öne........

© Gerçek Gündem