menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sızan bedenler, yağmalanan zamanlar

31 0
monday

Dut ağacının gölgesinde küçük bir ev... Dış kapıda çardağı sarmış iki üzüm asması, bir köşede incir ağacı; bir horoz, yumurtlayan üç tavuk, bir koyun, bir kedi, bir köpek...

Doğayla uyum içinde, emeğinin karşılığını alabildiğin küçük bir dünya...

Belki de insanın gerçekten zengin olabilmesi için ihtiyaç duyduğu hayat tam da budur.

Ne var ki, asgari ücrete mahkum edilmiş milyonlara neoliberal çağ, Tolstoy’un yıllar önce sorduğu o büyük sorunun peşine düşmeyi unutturdu: “İnsana ne kadar toprak gerekir?”

Bugün ise daha yakıcı bir soruyla karşı karşıyayız:

İnsana huzur için ne kadar yaşam gerekir?

Huzur, daha çok tüketmekte değil; insanın kendi emeğiyle kurduğu mütevazı dünyada saklı değil midir? Gölgesine sığındığı bir dut ağacında, dalından kopardığı bir incirde, sabahın ilk ışığında öten bir horozda, akşam eve döndüğünde onu karşılayan bir köpekte ve sessizce kucağına sokulan bir kedide...

Gerçek zenginlik, belki de insanın doğayla ve kendi emeğiyle yeniden kurabildiği hayattır.

Ama bugünün milyonlarca ücretli çalışanı için başka bir soru daha var: Gerçekten uyuyorlar mı, yoksa sadece sızıyorlar mı?

Asgari ücrete mahkum edilen milyonların elinden yalnızca refah değil, dinlenme hakkı da alındı. Sağ kalabilmek için durmaksızın çalışıyorlar. Onlarınki uyumak değil; yorgunluğun beden üzerindeki son hükmü olan........

© Evrensel