menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Karakaya'nın kara yazısı

17 0
21.09.2026

Yerden bitmiş ya da gökten inmiş gibi bozkırın ortasında peydah olan kayaların yanı başında bir koru vardı. Birkaç dönümlük alan ağaçlandırılmış, yanına yöresine tuvalet, çeşme, mutfak olsun diye ahşap kulübeler yapılmıştı. Hepsi atıl durumdaydı: Kimisinin çatısı uçmuş, kimisinin camı penceresi kırılmış, etrafını çakır dikenler bürümüştü. Köyle koru arasındaki toprak yolun kıyısındaki çeşmenin yalağı hala ıslaktı, musluğun ucunda su damlacıkları görülüyordu. Ağustosun sarı sıcağının alnında, bozkırın ortasında çeşme bulmanın ne büyük nimet olduğunu elbette biliyorduk. Yine de musluğu açıp suyuna elimizi dahi vurmak istemedik. Geçerli bir nedenimiz vardı.

Eskişehir'den Kütahya yoluna çıkıp 45 dakika sonra, ne zamandır yapmak istediğimiz bir şeyi yaptık o gün: Geniş çift yolun rahatlığını geride bırakıp Sivrihisar'a bağlı Kaymaz köyüne saptık. Köyün içinden geçen asfaltı izledik. Sağımızda alabildiğine dümdüz tarlalar, solumuzda tel örgülerle çevrili maden tesisleri vardı. Şimdiki adı Türk Altın İşletmeleri, eski adıyla Koza Altın'ın Kaymaz Altın Madeni.

Sırt sırta veren kayalar

Kayalar, madenin idari binalarının ve yoldan yüksekte kaldığı için görünmeyen siyanürlü ayrıştırma tesisinin bittiği yerde başlıyordu. Öbek öbek, kimisi bir adam boyunda kimisi apartmanlarla yarışacak yükseklikteki bu kayalar birbirine sırtını vermiş, küçük vadiler, geçitler, ucunda çalı kümeleri biten bükler oluşturarak Karakaya köyüne doğru uzanıyordu. Kayaların üzerinden baktığınızda (biz dronla baktık) Sivrihisar'daki testere gibi kayalıklara kadar, yassı tepeciklerin dışında ne bir kaya kümesi ne bir dağ görünüyordu. Güneşte ıpılayan dümdüz ovaya bakmaktan gözleriniz acıyordu. Bozkır denizinde bir adaydı burası.

Köyün yanı başındaki pasa dağı

Kayalığın doğusunda Karakaya, batısında Kaymaz köyü, tam ortasında maden tesisleri vardı. Karakaya'ya girmeden, sağımızda gördüğümüz manzaraya şaşkın şaşkın bakmaktan kendimizi alamadık. Köyün bir avuç evine en fazla 1 km, belki daha yakın bir mesafede kocaman bir pasa tepesi uzanıyordu. Bittiği yeri göremedik, yüksekliği sanırım yüz metreyi buluyordu. Çeşmenin suyuna elimizi vurmayışımızın nedeni buydu: o suyun nereden gelip nereden geçtiğini bilmiyorduk.

Karakaya'ya o öğle sıcağında bir girip çıktık. Ara sokaklar bomboştu, bırakın insanı, kedi, köpek, inek, tavuk bile çıkmadı karşımıza. Köyden........

© Evrensel