menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şifanın sınıfsal sınırı ve jeotermal yağma

35 0
09.06.2026

Jeotermal denildiğinde çoğumuzun aklına yerli, yenilenebilir ve temiz bir enerji kaynağı gelir. Bu yanlış değildir; ama eksiktir. Çünkü bir kaynağın yerli olması, onun halk yararına kullanıldığı anlamına gelmez. Yenilenebilir olması da doğaya zarar vermeyeceği anlamına gelmez. Asıl mesele şudur: Bu kaynak kim için, hangi yöntemle ve hangi bedelle işletiliyor?

Türkiye’de jeotermal kaynakların yaklaşık yüzde 90’ı elektrik üretimine uygun olmayan, düşük ve orta sıcaklıktaki kaynaklardır. Bu sular yüzyıllardır kaplıca olarak kullanılır. Sıcak su kendiliğinden yeryüzüne çıkmış, insanlar bu sudan sağlık ve şifa için yararlanmıştır. Kaplıcalar yüzyıllardır halkın ortak kullanım alanlarıydı. Kamunun elindeyken bölge halkı da dışarıdan gelenler de düşük bedellerle bu olanaktan yararlanabiliyordu.

Amasya’daki Terziköy Kaplıcaları benim çocukluk anılarımda özel bir yer tutar. Erkekler için ayrı, kadınlar için ayrı havuz vardı. Suyun sıcaklığı 37-39.5 derece arasında değişirdi. Bugünün parasıyla en fazla 50 lira verip saatlerce havuzun ve hamamın keyfini çıkarırdınız. Üstelik burası yeni keşfedilmiş bir kaynak değildi. Roma döneminden beri yöre insanının yararlandığı bir kaplıcaydı. Arkeolojik kazılar, Terziköy’ün Roma hamamı geleneğiyle bağını ortaya koyuyor. Yani karşımızda yalnızca sıcak su değil, tarihsel bir halk sağlığı mirası var. Bu miras ülkenin birçok yerinde karşımıza çıkar.

Ne zaman ki “termal turizm” moda oldu, halkın ortak varlığı olan kaplıcalar çok yıldızlı otellerin gelir kapısına........

© Evrensel