menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çok cephe, az sonuç: Türkiye’nin stratejik sınavı

35 0
13.07.2026

Bir yandan Irak ile Kerkük-Ceyhan boru hattının yenilenmesi konusunda yürütülen görüşmeler Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini destekliyor. Diğer yandan Irak petrolünün alternatif güzergâhlarla Akdeniz’e ulaştırılması, Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu transit avantajını kısmen azaltabilecek yeni seçenekler oluşturuyor.

           Türkiye son yıllarda dış politikada belki de tarihinin en yoğun diplomasi trafiğini yürütüyor. Aynı anda Suriye’de, Irak’ta, Karadeniz’de, Kafkasya’da, Afrika’da, Körfez’de, NATO içinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde aktif olmaya çalışıyor. Ankara’nın hedefi yalnızca bölgesel bir güç olmak değil, enerji, ticaret ve güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan küresel bir aktör haline gelmek.

Ancak son haftalarda peş peşe gelen gelişmeler, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu yeni soruyu gündeme getiriyor: Çok sayıda dosyada bulunmak, gerçekten oyun kurucu olmak anlamına geliyor mu?

Avrupalı deneyimli bir diplomatın şu değerlendirmesi dikkat çekici:

“Türkiye güçlü ve NATO için vazgeçilmez bir ülke. Ancak ittifak, Türkiye’nin sağladığı değeri, beraberinde getirdiği risklerle birlikte sürekli yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.”

Bu yaklaşım aslında Batı’da giderek yaygınlaşan düşüncenin özeti niteliğinde.

 Türkiye’nin en büyük avantajı aynı zamanda en büyük riski

Türkiye bugün Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada hemen her dosyanın içinde yer alıyor;

- Rusya ile konuşabiliyor; Ukrayna ile temas kurabiliyor.

- İran’la diyalog kanallarını açık tutuyor; ABD ile tarihinin en sorunsuz dönemini yaşıyor.

- Suriye’de ve Irak’ın kuzeyinde belirleyici askeri varlık bulunduruyor; Iraklı Kürtlerle ve Bağdat yönetimiyle aynı anda enerji alanında yakın çalışıyor.

- Avrupa Birliği’ne aday üye ve gümrük birliği içinde. Üstelik NATO’nun da ikinci büyük ordusuna sahip.

Ancak bütün bu ilişkiler ağına rağmen Ankara’nın uluslararası krizlerde kalıcı çözümler üreten başlıca aktörlerden biri haline gelemediği yönündeki eleştiriler de güçleniyor.

Hem Ukrayna savaşı, hem de İran meselesi bunun son örnekleri.

Washington, Tahran’la doğrudan ve dolaylı müzakereler yürütürken; Katar ve Pakistan gibi daha küçük ülkeler arabuluculukta öne çıktı. Türkiye ise sürecin önemli destekçilerinden biri olsa da masanın belirleyici aktörü haline gelemedi.

Keza Ukrayna savaşında da Türkiye’nin Moskova ve Kiev arasındaki, çatışmaların ilk gününden itibaren başlayan ve bugüne kadar devam eden arabulucuk çabaları hiçbir somut sonuç doğuramadı.

 Enerji koridorlarında yeni arayışlar

Türkiye açısından benzer bir güç/jeopolitik konum/etki denklemi Ortadoğu’da yeniden kurulmakta olan enerji denkleminde de yaşanıyor;

- Kerkük- Baniyas boru hattı projesi- İran savaşıyla birlikte giderek hız........

© Ekonomim