Konut piyasasının arka planı
TÜİK tarafından geçtiğimiz gün açıklanan Şubat ayına ilişkin konut satış verileri ilginç bir tabloyu işaret ediyor. İpotekli satışların toplam satışlar içindeki payı yeniden %20 seviyesini aşmış durumda. Uzun süredir oldukça düşük seyreden kredi kullanımının ardından bu oran konut finansmanı tarafında sınırlı da olsa bir hareketlenmeye işaret ediyor. Aslında Ocak ayı sonunda BDDK tarafından yapılan düzenleme ile kredi kullanım koşullarının daha geniş bir alıcı kitlesine hitap edecek şekilde yeniden tanımlanması, bu artışın arkasındaki önemli faktörlerden biri olarak değerlendirilebilir.
Özellikle kredi değer oranlarının konutun enerji sınıfı ve ekspertiz değerine göre yeniden düzenlenmesi, belirli fiyat segmentlerinde krediye erişimi bir miktar kolaylaştırdı. Bu durumun ilk yansımalarını da ipotekli satış payındaki artışta görmek mümkün.
Bununla birlikte kredi kullanımındaki hareketin ağırlıklı olarak ikinci el konut piyasasında gerçekleştiği görülüyor. Şubat ayında ipotekli satışların yaklaşık dörtte üçünün ikinci el konutlardan oluşması, krediyle konut ediniminin daha çok mevcut stok üzerinden ilerlediğini gösteriyor.
Dolayısıyla kredi payındaki artışın tek başına yeni konut üretimine güçlü bir ivme verdiğini söylemek için henüz erken. Daha çok finansman kanalının yeniden çalışmaya başladığını ve talebin belirli ölçüde kredi tarafına geri döndüğünü gösteren bir sinyal olarak okumak daha doğru görünüyor.
Geçmişi iyi anlayan doğru yol alır…
Ancak konut piyasasında bugün gördüğümüz tabloyu anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor. Çünkü son iki yılda kredi tarafında ciddi bir daralma yaşanmasına rağmen satış adetlerinin yüksek kalmaya devam ettiği bir dönemden geçtik.
2021 yılının son çeyreğini düşünelim. Ortalama 100 metrekare bir konutun değeri TCMB verilerine göre yaklaşık 593 bin TL seviyesindeydi. Yüzde 75 kredi kullanıldığında yaklaşık 445 bin TL tutarında bir kredi konutu satın almak için yeterli oluyordu. O dönemde yıllık konut kredisi faizleri yaklaşık yüzde 18 seviyesindeydi ve 120 ay vade ile aylık taksit yaklaşık 8 bin TL civarında gerçekleşiyordu. Taksitin hane gelirinin üçte biri olması gerektiği varsayımı altında bu konutu satın alabilmek için yaklaşık 24 bin TL civarında bir aylık hane geliri yeterli olabiliyordu.
Bugün ise tablo oldukça farklı. 2025 yılı sonunda ortalama metrekare fiyatlarının yaklaşık 45 bin TL seviyesine çıkmasıyla aynı büyüklükte bir konutun değeri yaklaşık 4,5 milyon TL’ye ulaşıyor. Aynı %75 kredi oranı ile kullanılan kredi yaklaşık 3,4 milyon TL’ye çıkıyor. 2025 yılındaki faiz ortalaması (yıllık %40) ve benzer vade (120 ay) altında aylık kredi taksiti yaklaşık 115 bin TL seviyesine yaklaşıyor. Bu durumda kredi taksitinin hane gelirinin üçte biri olması varsayımı altında gerekli aylık hane geliri yaklaşık 350 bin TL seviyesine çıkmış oluyor.
Bu basit karşılaştırma konut kredisi kullanımının neden daraldığını açık şekilde ortaya koyuyor. Konut fiyatlarındaki hızlı artış ve kredi faizlerindeki yükseliş birlikte değerlendirildiğinde kredi ile konut edinimi geniş kitleler için oldukça zorlaşmış durumda.
Peki rekor satış adetlerini nasıl açıklamak gerekir?
Buna rağmen 2025 yılında konut satışlarının yaklaşık 1,7 milyon adet ile tarihsel olarak oldukça yüksek seviyelerde gerçekleşmesi dikkat çekici bir gelişmeydi. Kredi talebinin daraldığı bir dönemde satışların yüksek kalması ise talep kompozisyonunun değiştiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle piyasadaki talebin önemli bir kısmı kredi kullanan hane halkından değil, tasarruflarını konuta yönlendiren yatırımcı kesiminden geldi.
Özellikle yüksek mevduat faizlerinden ve altın gibi kıymetli madenlerin değer artışlarından elde edilen gelirlerin bir kısmının gayrimenkule yönelmesi ve kira artışlarının yarattığı getiri beklentisi bu talebi destekledi.
Nitekim bu tablo kiraya göre konut fiyatlarının geri dönüş süresinde de kendini gösteriyor. TCMB verilerine göre konut fiyatı ile kira arasındaki ilişki incelendiğinde amortisman süresi 2021 yılında yaklaşık 22 yıl seviyesindeydi. 2025 yılına gelindiğinde ise bu süre 16 yıl seviyesine kadar gerilemiş durumda. Yani kira gelirine göre bakıldığında konut yatırımı yeniden daha cazip bir noktaya gelmiş görünüyor. Bu da yatırımcı talebinin neden güçlü kaldığını açıklayan önemli unsurlardan biri.
Burada kritik bir ayrım var
Kredi yeniden konuşuluyor olabilir, ama Türkiye’de mesele hala konut piyasası değil, barınma meselesidir. BDDK’nın yaptığı düzenleme krediye erişimi belirli ölçüde genişletmiş olabilir ve kredili satış hacmini bir miktar artırabilir. Ancak bu tür düzenlemeler tek başına barınma sorununa kalıcı çözüm üretmez. Çünkü konunu özü sadece krediye erişim değil; arsa üretimi, kiralık konut piyasası, sosyal konut üretimi ve alternatif finansman modellerini kapsayan çok daha geniş bir politika alanını içeriyor.
