menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Türkiye retoriği: ‘Düşüş’, ‘dönüşüm’, ‘çöküş’

37 0
28.08.2026

Hiçbir şeye katılmayan, susan, ötede duran insanların yazgıcı duruşuna şaşmamak gerek. Yani susan yığınlar ülkesinde ateşin kıyısında duranlar, içinde olanlar, bir de farkında olmayanlar var.

Olagelen savaşların yansımalarını; ekonomik darboğaz, çatışmalar ve dönüşümler olarak yaşıyoruz. En az savaştan geçmişçesine hırpalanan bir toplum.

Türkiye henüz “Kontra terörizm”i yaşamıyor. Bu, bir biçimde 1980’li ve 90’lı yıllarda yapılmaya çalışıldı. ABD’nin PKK’yi buna hazırlaması istenen sonuçları vermedi.

“Ilımlı İslam” adı altında radikal İslamın önünü açma hamlelerini yapabilecek İslam kökenli, ideolojisi de “milli görüş”ten gelen bir hareketi bu arenada aktörleriyle sahneye çıkardılar.

Bu sistematik işleyiş öncelikle ordu eliyle gerçekleştirildi. Yaşanan “28 Şubat” süreci işte bunun hazırlığıydı. İktidarın el değiştirmesi için zemin yaratılmıştı.

Seçim göstermelik bir “oyun”du. Bu el değişimindeki aktörlere görevler verilmişti. Adım adım her alanda dizayn gerekiyordu. Sahte özgürlükçü söylemler, Batı’ya şirin görünme çabaları...

Bunun için propaganda aygıtları çalışmaya başlamıştı bile. Toplumun her kesiminde, devletin her kademesinde yeni dönemin adı bile konmuştu:

“Yeni Türkiye”. Graham Fuller, oturup bunun kitabını bile yazmıştı. (*) Fuller, CIA yöneticisi, Ortadoğu uzmanı, FETÖ örgütünün ideoloğu. 

“Soğuk Savaş” sonrasında ABD ve Batı’nın Türkiye’ye armağanı olan, adeta misyonerlik hizmeti veren Gülen cemaati her yerde etkin ve tam kadro hazırdı.

Ülke yeni bir dönemece giriyordu. Uygulanan ekonomik politikalar bunun göstergesiydi. Daha çok dışa bağımlı bir Türkiye... Ama her alanda üretmeyen, sürekli tüketen bir “kargo........

© Cumhuriyet