menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maden işçileri ve umut

30 0
02.05.2026

Ülkemizde maden ocağı ile ilintili ilk öykü Nahit Sırrı Örik’in 1929 yılında yayımlanan “Kırmızı ve Siyah” adındaki öykü kitabında yer alır. Cemil, Zonguldak’ta maden ocağında çalışan bir mühendistir, evlidir. İşletme müdürünün eşi Madam Harden’e âşık olur. Örik, öykü kişisi Cemil’in taşıdığı duyguları “mağlubiyet” ve “zafer” üzerinden ele alır. Gerçekten de genç adam aşka yenilecek ve Madam Harden’e teslim olacaktır. Ancak Cemil’in eşi Nedime ve Madam Harden arasındaki kıskançlık ilişkisi esere bambaşka bir boyut getirecektir. Maden işçilerini dolaylı da olsa anlatan, ancak sınıf çatışmasını olduğu gibi veren ilk roman ise Reşat Enis’in 1939 yılında yayımladığı “Afrodit Buhurdanında Bir Kadın” eseridir. Romanın başkahramanı Yıldız kendi gibi işçi olan Osman ile evlidir. Osman, daha önceleri Zonguldak maden ocaklarında çalışmıştır: “O delikanlılığını maden ocaklarında çürütmüştü. Bu, onun için, şimdikinden de ıstıraplı bir yaşayış olmuştu. Şehirden uzak, dağ başlarındaki ocaklar, orta devirlerin prangalı, çarmıhlı engizisyon zindanlarından korkunçtu.” Günün birinde kaza sonucunda kör olur. Eşi Yıldız’ın ise evi geçindirmek için fabrika sahibinin metresi olmak dışında bir çıkışı kalmamıştır. Reşat Enis’in bu eseri Nâzım Hikmet tarafından, “Türk edebiyatının temel taşı” olarak nitelendirilir.

İnsanlık kadar eski madencilik tarihinin gerekleri yerine getirilmediğinde; kazaların toplu ölümlere uzandığını yakın tarihimizden biliyoruz. Kömür tozu patlamasından göçüğe, grizu patlamasından yangınlara, su baskınlarından şev kaymalarına uzanan geniş bir kaza yelpazesi karşımıza en trajik haliyle çıkıyor hep. Ülkemizde 1983’te Zonguldak’ta meydana gelen grizu patlaması sonucunda 103 kişi, 1992’deki Kozlu faciasında 116 kişi, 2004’te Kastamonu Küre’de 19 kişi, 2011’de Elbistan’da 10 kişi, 2014’te Soma’da 301 kişi, 2016 Ermenek’te 19 kişi vefat etti. Bunlar maden kazalarının sayıca yüksek ölümleri... Her birinin ardından yas ile öfke sarkacımız ise toplumda derin iz bıraktı. Ermenek faciasında suyun çalışma alanına dolması sonucu madenci oğlunu kaybeden ananın, “Oğlum yüzme bilmez ki...” feryadı hâlâ içimizde bir yara olarak kanıyor.

Öte yandan madencilerin sendikal örgütlenmeleri geç kalmış bir tarihin alınyazısı gibi. İlk olarak madenciler, 1961 yılındaki İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nin düzenlediği mitingde yer aldılar. Mitinge yüz bin civarında işçi katıldı. Bu miting 1965’teki Kozlu’da başlayan........

© Cumhuriyet