Hızlanan bir çağda tiyatro
Tiyatro oyunlarının süreleri epey zamandır tartışılan, iletişim araçlarındaki inanılmaz dönüşümle birlikte iyice gündemi işgal eden bir konu: “Oyun keşke bu kadar uzun olmasaydı”, “Tek perdelik oyun idealdir” ya da “Hızlanan çağımızda seyircinin ilgisi ancak belirli bir süre canlı kalıyor, sonra siliniyor” gibi cümlelerle çok sık karşılaşılıyor.
Bu hızlanan çağ meselesi benim de kafamı kurcalıyor epeydir. Tabii ki seyirciyi dikkate almakta, süreyi gereğinden fazla uzatmamakta her zaman yarar vardır ama diğer yandan da önemli olan seyirciyle bir hakikati paylaşmak değil mi? Hızdan ve kısalıktan daha geçerli bir etken değil mi bu?
HAKİKATİN DEĞERSİZLEŞMESİ
Sonra Tanol Türkoğlu’nun 10 Nisan tarihli “Herkese Bilim Teknoloji” dergisinde kaleme aldığı yazı geçti elime ve hız meselesinin aslında çok daha genel bazı kavramlarla da eklemlendiğini düşündüm. Şöyle diyor Türkoğlu: “Dijital, hakikati ortadan kaldırmıyor; onu değersizleştiriyor. Doğru bilgi ile yanlış bilgi arasındaki fark, ahlaki ya da epistemolojik bir mesele olmaktan çıkıyor, araçsal (teknik) bir önemsizliğe dönüşüyor. Önemli olan bilginin doğru olup olmadığı değil ne kadar hızlı yayıldığı, dikkat çektiği, dolaşımda........
