Gerçeğin duvarı ve asalak ilişkiden çıkış
Dünyanın dört bir yanında; Trump’tan Orban’a kadar, aşırı sağın ve "güçlü lider" figürlerinin yükseldiği ortak bir örüntü izliyoruz. Macaristan, Hindistan, Arjantin, ABD veya Türkiye gibi ülkelerde otoriter liderliğin yükselişini sadece siyaset bilimiyle değil, kitlelerin ruhsal gereksinimleriyle de anlamaya çalışmalıyız. Siyaset, sadece rakamlardan, ittifaklardan veya sandıktan ibaret değil; mücadele, bireylerden topluma insan zihninin derinliklerinde de sürüyor. Neoliberal dehşet zamanları boyunca, insanların en temel ruhsal gereksinimi “güvende olma” hissi oldu. Dehşeti otoriter liderler inşa etmediler, dehşet onları doğurdu. Otoriter liderler, “belirsizlik ve sahipsizlik duygusu” içinde boğulan insanları “güvenlik, aidiyet ve gelecek umuduna” çağırdı. Liderler, aklı korkuda eriyen insanları, ellerindeki her tür ideolojik araçla, biteviye “bilmek için çabalamana gerek yok, bilmen gereken bir gerçek de yok, sen yeter ki bana tutun, ben senin duygularını harekete geçireceğim ve kendini güvende hissedeceksin” mesajlarına boğdular.
Psikanalist W. Bion, lider ile grup arasında, kendisinin “parazitik ilişki” diye tanımladığı, bir asalak ilişki tipi tanımlar. Zamane otoriter liderleri ile kitleleri arasındaki bağ, tam olarak böyle bir asalaklık üzerine kurulu. Bir parazit gibi sızarak, toplumun hayat enerjisini emip, korkusuyla beslenerek semirmekle kalmıyor, gerçekliği ve anlamı da yok ediyorlar. Trumpgiller, sadece ekonomik vaatlerle değil, kitlelerin "belirsizlik korkusunu" yöneterek ayakta kalıyor. Toplumun maruz kaldığı ekonomik yıkım ve güvencesizliğin yarattığı sindirilemez acı, lider tarafından "beka", "düşmanlar", "millilik" ve "sahte zaferler" olarak ambalajlanıyor. Trump, boşuna “göreve geldiğimden bu yana sekiz zafer kazandım” yalanını söylemiyor. Lider burada bir kurtarıcı değil, kitlenin........
