menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessiz direnişin ve ilişkilerin evrensel hikâyesi: Sarı Zarflar

28 0
28.03.2026

İlker Çatak imzalı “Sarı Zarflar” (Yellow Letters) filmi, dün (27 Mart) vizyona girdi.

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden (Berlinale) Altın Ayı ödülü ile dönen film, Türkiye’deki siyasi baskılara karşı verdikleri mücadele sonucu işlerini kaybeden tiyatro sanatçısı Derya (Özgü Namal) ve akademisyen Aziz’in (Tansu Biçer) hikâyesini anlatıyor.

Öykü Ankara ve İstanbul’da geçse de yapım tamamen Almanya’da çekildi. Filmde Berlin, Ankara; Hamburg ise İstanbul rolünde.

Berlinale’de Altın Ayı İlker Çatak’ın, Gümüş Ayı Emin Alper’in oldu

Filmin senaristleri İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak ve Enis Köstepen, bugün İstanbul Modern’de düzenlenen basın buluşmasında gazetecilerin ve sinema yazarlarının sorularını yanıtladı.

Buluşmaya ANKA, Bağımsız Sinema, bianet, Evrensel Gazetesi, Film Hafızası, Gazete Pencere, Kültür ve Sanat Gazetesi ile Sinemori’den sekiz gazeteci ve sinema yazarı katıldı.

Çatak: Yaklaşık altı ay yalnızca araştırma yaptık

İlker Çatak, ilk olarak filmin hazırlık aşamasında yararlandığı kaynaklardan bahsederek, filmin hikâyesine odaklanma sürecini şöyle anlattı:

“Araştırma süreci, bütün filmlerimde çok büyük bir rol oynuyor. Öğretmenler Odası’nda da bu böyleydi. Sadakat’te de. Bu film özelinde ise Ankara’da Süreyya Karacabey, Berlin’de Fırat Erdoğmuş gibi isimler başta olmak üzere sanat ve akademi dünyasından birçok kişiyle görüştük, farklı kaynaklara başvurduk. Nilgün Toker’in Beklerken makalesi, hazırlık sürecimizde özellikle etkili oldu. Barış Ünlü’nün Türklük Sözleşmesi kitabı keza. Yaklaşık altı ay yalnızca araştırma yaptık. Senaryoyu sonrasında da Barış Akademisyenleri’ne okuttuk. Ancak zamanı ve mekânı belirsizleştirerek hikâyeyi daha evrensel kılmayı, izleyiciye rahat bir mesafe sunmamayı hedefledik. Türkiye bir referanstı ama tek bağlam değildi. Almanya ve daha geniş bir tarihsel arka plan da düşünülerek katmanlar eklendi. Alman seyircisinin 1933’le yüz yüze gelmesi önemliydi, ayrıca Doğu Almanya’da yaşanan süreçleri de çağrıştırması, filmi bizim için anlamlı kılıyordu.”

Ayda Meryem Çatak ise, filmin politik hattına ilişkin olarak şunları ifade etti:

“Politik bir duruşun olmaması bile politik bir duruş esasen. Hepimiz, ister istemez, genel olarak hayatımızda ve yaptığımız işlerde bir şekilde politik bir duruş sergiliyoruz. Filmde de aslında tüm hikâye, politik bir duruş üzerinden başlıyor. Bu duruş, örneğin karakterlerin işlerini kaybetmelerine neden oluyor. Ancak amacımız, izleyiciye hazır cevaplar sunmak değil; etik ve vicdani sorular sordurabilmekti. Çünkü orası, kolayca cevaplanabilecek bir yer değil.”

Bu bağlamda, bianet’in filmin senaryo ekibine yönelttiği sorular şöyle:

Türkiye’de ifade özgürlüğü ihlâllerine ya da hukuki baskıya maruz kalan pek çok farklı grup var. Neden özellikle Barış Akademisyenleri’nin hikâyesini anlatmayı tercih ettiğinizi merak ediyorum. Mevcut çözüm sürecine rağmen akademisyenlerin durumu hâlâ yeterince gündeme gelmiyor. DEM Parti bu konuda eleştiriliyor, devlet ise hiç adım atmıyor.

Enis Köstepen: Aslında filmin çıkış noktası daha farklıydı. 2021’de İlker’e Türkiye’de çekmek istediği bir fikir sorduğumuzda, tiyatrocu bir çiftin hikâyesini önermişti. Zamanla bu hikâyeyi derinleştirmek için karakterlerden birinin akademisyen olması fikri ortaya çıktı. O dönem Barış Akademisyenleri davaları hâlâ çok günceldi, bu yüzden bu hikâyeden ilham almak bize anlamlı geldi. Ama doğrudan bir “Barış Akademisyenleri filmi” yapmak istemedik. Zamanı ve siyasi süreci belirsiz bırakarak, kentlerle oynayarak bir anlatı kurmaya çalıştık. Yine de o dönemin izleri filmde var: Kapıya konulan işaretler, bilgisayara erişememe gibi detaylar doğrudan o süreçten besleniyor.

İlker Çatak: Aslında temel tercihimiz meseleyi biraz........

© Bianet