menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İki veto, bir dünya düzeni

66 0
21.09.2026

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 17 Eylül’de yapılan oylamaya yalnızca İran’ın nükleer programı üzerinden bakarsak, önümüzdeki büyük resmi kaçırırız. Amerika Birleşik Devletleri’nin hazırladığı ve İran’a yönelik yaptırımların uygulanmasını takip edecek Birleşmiş Milletler Uzmanlar Paneli’nin görev süresini bir yıl daha uzatmayı amaçlayan tasarı 11 kabul oyuna rağmen Rusya ve Çin’in vetosuna takıldı. Pakistan ve Somali çekimser kaldı. Böylece teknik görünüşlü bir karar, aslında uluslararası sistemin giderek derinleşen fay hattını bir kez daha ortaya çıkardı.

Burada önemli bir ayrıntıyı baştan belirtelim: Rusya ve Çin’in vetosu İran’a yönelik Birleşmiş Milletler yaptırımlarını ortadan kaldırmış değil. Batılı ülkeler bu yaptırımların yürürlükte olduğunu savunuyor. Veto edilen şey, yaptırımların uygulanmasını takip edecek uzman mekanizmasının görev süresinin uzatılmasıydı. Fakat mesele tam da burada başlıyor. Çünkü bir yaptırım rejiminin hukuken var olması başka, uluslararası sistem tarafından hangi meşruiyetle ve hangi mekanizmalarla uygulanacağı başka bir meseledir.

MESELE İRAN’DAN DAHA BÜYÜK

Bugünkü tartışmanın kökleri 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na (JCPOA - Joint Comprehensive Plan of Action – Kapsamlı Ortak Eylem Planı) kadar uzanıyor. Antlaşma, İran’ın nükleer faaliyetlerine sınırlamalar getirirken Tahran’a yönelik yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak, ABD 2018’de tek taraflı olarak antlaşmadan çekildi. İran da daha sonra yükümlülüklerini aşamalı biçimde azaltmaya başladı.

2025 yılında Fransa, Almanya ve İngiltere, İran’ın antlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek “snapback”, yani yaptırımların otomatik olarak geri getirilmesi mekanizmasını işletti. Rusya ve Çin ise bu sürecin hukuki ve siyasi meşruiyetini kabul etmiyor. Moskova ve Pekin’e göre antlaşmanın dengesini bozan ilk büyük kırılma Washington’ın 2018’deki tek taraflı çekilmesiydi ve Batılı ülkelerin daha sonra eski BM yaptırımlarını yeniden devreye sokması hukuki bakımdan tartışmalı. Batılı ülkeler ise mekanizmanın 2231 sayılı karar çerçevesinde usulüne uygun işletildiğini savunuyor.

Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’ndeki son veto İran’ın nükleer programına ilişkin teknik bir anlaşmazlıktan ibaret değil. Tartışmanın merkezinde çok daha temel bir soru bulunuyor:

Uluslararası sistemde kuralları kim belirleyecek, kim yorumlayacak ve kim uygulayacak?

YAPTIRIM ARTIK SADECE CEZA DEĞİL

Soğuk Savaş sonrasında ekonomik yaptırımlar Batı’nın en önemli dış politika araçlarından biri haline geldi. Bankacılık sistemine erişim, dolar üzerinden gerçekleştirilen işlemler, enerji ticareti, teknoloji transferleri, sigorta sistemleri, limanlar ve uluslararası ödeme altyapısı zamanla jeopolitik baskı araçlarına dönüştü.

Asker göndermeden bir ülkenin finansmana erişimini sınırlamak, enerji ihracatını zorlaştırmak, şirketlerini küresel sistemden dışlamak mümkün hale geldi.

Fakat bu yöntem aynı zamanda karşı bir mekanizmayı da doğurdu.

Yaptırıma uğrayan veya gelecekte yaptırıma maruz kalabileceğini düşünen ülkeler........

© Aydınlık