Zemin
Bir kitaba başlamadan önce o kitabın ortaya çıkış sürecini düşünmek garip bir alışkanlık gibi görünebilir. O alışkanlık bende fazlasıyla var. Kitapların ortaya çıktığı süreci, koşulları düşünmeden okumak benim için hiçbir zaman gerçek anlamda başlamıyor. Ama bu alışkanlık metnin içeriğine dair pek az şey söylüyor. O, olsa olsa, kitabı yaratan koşullara duyulan bir dikkat, bir tür tarihsel tetikte olma hâli.
ALIŞKANLIĞIN ÖTESİNDE
Elinize aldığınız bir kitabın sayfalarını çevirirken o sayfaların nereden geldiğini düşünmek ve bunun ötesine geçerek kitabın hangi koşullar içinde yazıldığını hissederek okumak başka duygusal yoğunluk, zihinsel yoğunluk getiriyor. Ama ikincisi olmadan birincisinin pek anlamı yok. İkincisi olmadan birincisi yüzeyselleştirir okuma eylemini, metnin içinde gezseniz dahi metnin içinde değilsinizdir.
Bir metin hakkında enine boyuna düşünmeden önce, o metni var eden koşulları tanımak gerekir ve bu tanıma süreci, çalışmanın bitmiş sayfalarına yansımasa bile vazgeçilmez bir zemindir. Okumanın bir düşünce edimi olduğunu, yani onu yalnızca metnin kendisine bakarak yürütemeyeceğimizi biliriz elbette. Çünkü hiçbir metin boşlukta doğmaz; belirli üretim ilişkilerinin, belirli sınıf çatışmalarının, belirli ideolojik baskı ve açılımların içinden çıkar mutlaka. Bu koşulları görmek, metnin yazıldığı topluma dair tarih bilgisini de gerektirir ya da o bilgiyi edinmenin yolunu açar ama bu bilgi statik bir altyapı gibi kavranırsa analizin içine taşınacak canlı bir malzeme olmaktan çıkar.
TARİHİN İÇİNDE
İncelediğimiz herhangi bir metnin ait olduğu tarihsel dönem, o metnin içinde çalışmayı sürdürür,........
