menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kızıldere: Yarım Kalan Hayatlar, Tamamlanmayan Sorular

3 0
thursday

Türkiye’nin yakın tarihi, sadece takvim yapraklarında kalan olaylardan ibaret değildir. Bazı günler vardır ki, bir milletin hafızasına kazınır; suskunlukla değil, sorularla yaşar. Kızıldere Olayı bu soruların en ağırlarından biridir.

1970’lerin başı… Gençliğin ideallerle, devletin ise güvenlik kaygılarıyla sertleştiği bir dönem. Bir yanda idam sehpasına götürülen üç genç: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan. Onlar, yalnızca bir davanın sanıkları değil; bir kuşağın sembolüydü. İdam kararları, sadece üç hayatı değil, bir dönemin umutlarını da hedef alıyordu.

İşte tam da bu noktada, Mahir Çayan ve arkadaşları sahneye çıktı. Amaçları açıktı: İdamları durdurmak, arkadaşlarını kurtarmak. Bu uğurda Tokat’ın Kızıldere köyünde yabancı teknisyenleri rehin aldılar. Belki bir pazarlık umuduyla, belki de son bir çıkış olarak…

Ancak sonuç, bir müzakere değil; bir trajedi oldu.

30 Mart 1972’de gerçekleştirilen operasyonla birlikte Kızıldere’de 10 devrimci hayatını kaybetti. O isimler, tarihin tozlu sayfalarına sıkışacak kadar sıradan değildi:

• Sinan Kazım Özüdoğru

(Operasyondan sağ kurtulan tek isim ise Ertuğrul Kürkçü oldu.)

Bu isimler, sadece bir ideolojinin temsilcileri değildi; aynı zamanda bir dönemin “anlaşamama” halinin kurbanlarıydı. Çünkü mesele yalnızca bir çatışma değildi. Mesele, konuşulamayan, dinlenmeyen ve giderek sertleşen bir ülkenin hikâyesiydi.

Deniz Gezmiş’in mahkemede söylediği sözler hâlâ hafızalarda:

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!”

Bu slogan, kimine göre bir hayal, kimine göre bir tehditti. Ama herkes için bir gerçek vardı: Gençler, inandıkları uğruna ölüme yürüyordu.

Mahir Çayan’ın Kızıldere’de söylediği o söz ise tarihe kazındı:

“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik.”

Bu cümle bir son değil, aslında bir başlangıçtı. Çünkü o günden sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı. İdamlar gerçekleşti, cenazeler toprağa verildi, ama geride kalan sorular hiç gömülmedi.

Bugün hâlâ bir türküde yaşar o günler.

Mahir’e Ağıt (Kızıldere Türküsü) yankılanır:

“Mahir’in yoldaşları vuruldu Kızıldere’de

Bir isyan kaldı geriye, bir de yarım düşler…”

Kızıldere’yi anlamak, taraf olmak değildir. Kızıldere’yi anlamak; bir ülkenin neden bu noktaya geldiğini, gençlerin neden ölümü seçtiğini ve devletin neden başka bir yol bulamadığını sorgulamaktır.

Çünkü tarih, sadece kazananların yazdığı bir metin değildir. Aynı zamanda kaybedenlerin, susturulanların ve yarım kalanların hikâyesidir.

Ve bazı hikâyeler, bitmez. Sadece nesilden nesile aktarılır.


© Akdeniz Gerçek