menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Telefonunuzu Her Gece Şarja Takıyorsunuz… Peki Ya Hücreleriniz?

35 0
17.07.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Telefonunuzu Her Gece Şarja Takıyorsunuz… Peki Ya Hücreleriniz?

Kronik Yorgunluğa Karşı MİTO Beslenme: Şarj Aleti Mutfakta Olabilir!

Daha yataktan çıkmadan “Bugün de mi?” diye içinizden geçiriyorsunuz.

Kahvaltıda çay… Ardından kahve… Öğlene doğru bir kahve daha… Saat üçte gözler kapanıyor. Akşam olunca koltuğa oturuyorsunuz; uzaktan kumandaya uzanacak enerjiniz bile kalmamış.

Sonra başlıyor klasik cümleler:

“Yaşlandık…”“Mevsim geçişi…”“Nazardır.”

Oysa belki de mesele ne yaş, ne nazar ne de pazartesi sendromudur.

Belki de hücreleriniz elektrik kesintisi yaşıyordur.

Vücudumuzda yaklaşık 30 trilyon hücre var. Her birinin içinde de küçücük enerji santralleri bulunuyor: Mitokondriler.

Kalbinizin atması, beyninizin düşünmesi, kaslarınızın yürümesi, hatta bu yazıyı okurken gözlerinizin hareket etmesi bile onların ürettiği enerji sayesinde oluyor.

Bir fabrikanın elektriği yarıya düşerse üretim ne olur?

İnsan da bundan çok farklı değildir.

Enerji santralleri yorulan bir beden önce “Canım hiçbir şey yapmak istemiyor.” demeye başlar. Sonra unutkanlık gelir, kas ağrıları gelir, tükenmişlik hissi gelir.

Fonksiyonel tıbbın önemli yaklaşımlarından biri de tam burada devreye girer:

“Belirtiyi susturmak yerine enerjiyi üreten sistemi destekle.”

İşte buna halk arasında kısaca MİTO Beslenme deniyor.

Şimdi bazı sosyal medya hesaplarını açınca insan korkuyor.

Sanki enerji kazanmak için sabah Norveç somonu, öğlen Peru avokadosu, akşam Himalaya tuzu yemek gerekiyor.

Üstüne Amazon yağmur ormanlarından toplanmış mucize bir tohum…

Sonra da maaşın yarısı markette kalıyor.

Oysa bizim ninelerimiz “mitokondri” kelimesini bilmezdi ama çoğunun mutfağı bugünkü bazı diyet listelerinden daha zengindi.

Çünkü mesele ithal ürün değil, doğru besindir.

Avokado yerine birkaç zeytin…

Somon yerine mis gibi hamsi veya sardalya…

Pahalı kuruyemiş paketleri yerine bir avuç ceviz, fındık ya da badem…

Hazır soslar yerine zeytinyağı…

Renkli paketli atıştırmalıklar yerine yoğurt, kefir, yumurta ve mevsim sebzeleri…

Mitokondriler pasaporta bakmaz.

“Bu yağ Türkiye’de mi yetişti, Meksika’dan mı geldi?” diye sormaz.

Onlar kaliteli yakıt ister.

MİTO beslenmenin temelinde aslında çok sade bir fikir vardır:

Hücreyi şeker bombardımanına tutmak yerine kaliteli enerji vermek…

İşlenmiş gıdaları azaltmak…

Rafine şekeri mümkün olduğunca hayatın dışına çıkarmak…

Bol yeşil sebze tüketmek…

Kaliteli protein almak…

Sızma zeytinyağını korkmadan kullanmak…

Ceviz, fındık, kabak çekirdeği gibi doğal yağ kaynaklarına sofrada yer açmak…

Çünkü mitokondri koltukta oturmayı pek sevmez.

Fonksiyonel tıp yalnızca tabağa bakmaz.

“Ne kadar stres altındasın?”

“Günde kaç adım yürüyorsun?”

“Güneş görüyor musun?”

“Bağırsakların iyi çalışıyor mu?”

Çünkü dünyanın en kaliteli zeytinyağını da içseniz, geceleri dört saat uyuyup bütün gün stres hormonu içinde yaşıyorsanız hücreleriniz size yine itiraz edecektir.

Doğru kişide faydalı olabilir.

Ama herkes için değildir.

Diyabeti olan, gebeler, çocuklar, ileri yaşta zayıf bireyler veya kronik hastalığı bulunan kişilerde mutlaka hekim ve diyetisyen değerlendirmesi gerekir.

Çünkü fonksiyonel tıp modaya değil, kişiye özel tıbba inanır.

Bugün market........

© Akademik Akıl