Hekim Ne Zaman Prekaryalaştı?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Hekim Ne Zaman Prekaryalaştı?
Bir zamanlar Türkiye’de hekim olmak, yalnızca bir meslek sahibi olmak değildi. Hekimlik; uzun eğitim sürecinin, uzmanlığın, toplumsal sorumluluğun ve entelektüel birikimin karşılığı olarak toplumun üst gelir gruplarına yakın bir yaşam standardı sağlardı.
Bugün ise başka bir gerçekle karşı karşıyayız:
Hekim hâlâ yüksek eğitimli, yüksek sorumluluk taşıyan ve toplum için kritik bir meslek mensubu; ancak ekonomik ve sosyal konumu aynı hızla yükselmiyor.
İşte burada “prekaryalaşma” kavramı önem kazanıyor.
Prekarya, yalnızca düşük gelir demek değildir. Gelir güvencesinin, çalışma koşullarının, mesleki özerkliğin ve geleceğe ilişkin güven duygusunun aşınmasıdır.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de hekimin yaşadığı sorun yalnızca “maaşı yeterli mi?” sorusuyla açıklanamaz.
Hekim, sahip olduğu eğitim, sorumluluk ve risk karşılığında hâlâ toplumun orta-üst gelir grubunda yaşayabiliyor mu?
Eğer bunun cevabı giderek “hayır” oluyorsa, ortada yalnızca bir ücret problemi değil, bir mesleki statü problemi vardır.
Bugünün hekimi ilginç bir paradoks yaşıyor.
Altı yıl tıp eğitimi, ardından uzmanlık eğitimi, sürekli mesleki eğitim, nöbetler, yoğun çalışma, hukuki sorumluluk ve sürekli değişen mevzuat…
Bütün bunların sonunda hekimden beklenen ise çoğu zaman daha fazla hasta görmek, daha fazla işlem yapmak ve daha az kaynakla daha fazla sağlık hizmeti üretmek.
Yani sistem hekimin bilgisini değil zamanını satın almaya başlıyor.
Hekimin ekonomik değeri “kaç hasta baktın?” üzerinden ölçülüyor.
Oysa iyi hekimliğin ölçüsü kaç hasta bakıldığı değil, kaç doğru karar verildiğidir.
Bir hekimin günde 80–100 hastaya bakması, sağlık hizmetinin verimliliğini değil, çoğu zaman sistemin kapasite sorununu gösterir.
Böyle bir ortamda hekime daha fazla performans ödemesi yapmak, sorunun yalnızca ekonomik kısmını çözer.
Çünkü hekimin kaybettiği şey sadece para değildir.
Zamanıdır. Mesleki tatminidir. Özerkliğidir. Gelecek duygusudur.
Hekim neden “başka ne iş yapabilirim?” demeye başladı?
Prekaryalaşmanın en önemli göstergelerinden biri belki de budur.
Hekim artık yalnızca:
“Nasıl daha iyi hekim olurum?”
“Başka ne iş yapabilirim?”
diye düşünmeye başlıyor.
Bu soru hafife alınmamalıdır.
Çünkü burada kaybedilen yalnızca bir hekimin mesleki motivasyonu değildir. Toplumun yıllarca eğitim verdiği, uzmanlaştırdığı ve deneyim kazandırdığı insan kaynağı başka alanlara yönelmektedir.
Bir hekim sağlık yönetimine, sağlık teknolojilerine, yapay zekâya, veri analizine, akademiye, danışmanlığa veya tamamen başka bir sektöre yöneldiğinde bunun bireysel bir tercih olduğu düşünülebilir.
Ama binlerce hekim aynı soruyu sormaya başladığında artık konu bireysel değildir.
Bu bir sağlık politikası problemidir.
Çözüm yalnızca maaş artışı değildir
Hekimlerin gelirini artırmak elbette gereklidir.
Fakat tek başına yeterli değildir.
Çünkü sürdürülebilir bir hekimlik sistemi için üç şey aynı anda korunmalıdır:
Gelir, zaman ve mesleki özerklik.
Hekim makul bir gelir elde etmeli, insanca çalışmalı ve mesleki kararlarını sürekli idari ve ekonomik baskı altında vermemelidir.
Bu nedenle yeni sağlık politikası “hekime daha fazla hasta nasıl baktırırım?” sorusundan vazgeçip,
“Hekimin bilgi ve karar üretme kapasitesini nasıl artırırım?”
sorusuna yönelmelidir.
Hekimin yeni ekonomik modeli
Geleceğin hekimi yalnızca muayene yapan hekim olmayacaktır.
Yapay zekâ, büyük veri, genomik, klinik karar destek sistemleri ve dijital sağlık teknolojileri sağlık hizmetinin ayrılmaz parçaları haline gelecektir.
Hekim bu teknolojilerin tüketicisi değil, klinik denetleyicisi olmalıdır.
Örneğin “veri hekimi” geleceğin önemli meslek profillerinden biri olabilir.
Veri hekimi; hastanın klinik bulgularını, laboratuvar sonuçlarını, yaşam tarzını, genomik verilerini ve yapay zekâ tarafından üretilen öngörüleri birlikte değerlendirebilen hekimdir.
Ancak yapay zekânın söylediğini kabul eden değil, “Bu sonuç klinik olarak doğru mu?” diye sorabilen hekimdir.
Bu yeni yetkinlikler hekimin ekonomik değerini de artıracaktır.
Dolayısıyla geleceğin hekim gelir modeli yalnızca muayene ve performansa dayanmamalıdır.
Temel güvenli gelir ........
