ASM’ler Hekim Kaybediyor: Birinci Basamağın Sessiz Çöküşü
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
ASM’ler Hekim Kaybediyor: Birinci Basamağın Sessiz Çöküşü
Birinci basamak sağlık hizmetlerindeki alarm, yalnızca hekim sayısında değil; deneyim, motivasyon ve mesleki aidiyetin sistemden çekilmesindedir.
Aile sağlığı merkezleri, sağlık sisteminin hastane dışındaki en önemli yüzüdür. Hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale eden hastanelerin aksine ASM’ler; gebeyi, bebeği, çocuğu, yaşlıyı ve kronik hastayı yıllar boyunca izler. Koruyucu sağlık hizmetlerinin gerçek gücü de tam burada, süreklilikte yatar.
Fakat bugün gözden kaçırılmaması gereken bir sorun vardır:
Aile hekimleri sistemi terk etmeye başlamasa bile, sistem aile hekimlerini mesleki olarak yormakta ve uzaklaştırmaktadır.
Bir zamanlar hastane deneyimi ve uzun meslek geçmişi olan hekimlerin tercih ettiği aile hekimliği, giderek yeni mezunların veya başka seçenekleri sınırlı hekimlerin yöneldiği bir alana dönüşme riski taşımaktadır.
Bu yalnızca bir personel değişimi değildir.
Bu, birinci basamağın kurumsal hafızasının ve mesleki motivasyonunun aşınmasıdır.
Hekim neden ASM’den uzaklaşıyor?
Sorunu yalnızca “maaş düşük” diyerek açıklamak eksik kalır.
Aile hekimi, aynı anda hekim, işveren, işletmeci, kayıt sorumlu ve denetlenen kişidir. ASM’nin kirası, personel maaşları, SGK primleri, kıdem ve izin yükümlülükleri, elektrik, su, internet, temizlik ve tıbbi sarf giderleri vardır.
Üstelik işverenlik ve işletmecilik sorumluluklarının önemli bölümü hekimin üzerindedir.
Bir personelle yaşanan iş uyuşmazlığı, kıdem davası veya kira anlaşmazlığı çıktığında da sorumluluk hekimin önüne gelebilmektedir.
Böylece hekim, hastasını tedavi etmenin yanında işverenlik, işletmecilik ve hukuki süreçlerle uğraşmak zorunda kalmaktadır.
Bunun üzerine denetimler, tutanaklar, uyarılar, performans uygulamaları ve para kesintileri eklenmektedir.
Sonuçta hekim bir süre sonra yalnızca hastasını düşünmez.
“Bir sonraki denetimde ne çıkacak?” diye düşünmeye başlar.
Sistem için kırılma noktası burasıdır.
Denetim gerekli, yıldırmak başka
Elbette ASM denetlenmelidir.
Aşıların soğuk zinciri denetlenmelidir.
Hasta güvenliği korunmalıdır.
Kayıtların doğruluğu kontrol edilmelidir.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı izlenmelidir.
Bunların hiçbirine itiraz edilemez.
Ancak denetimin amacı kusur bulup ceza vermek değil, sağlık hizmetini geliştirmek olmalıdır.
Çünkü sürekli cezalandırılan kişi davranışını her zaman geliştirmez.
Çocuk terbiyesinde kullanılan eski bir söz vardır:
“Çok terbiye de çocuğu arsız eder.”
Sürekli azarlanan çocuk bir süre sonra azara alışır.
Sürekli cezalandırılan çalışan da bir süre sonra cezayı olağanlaştırabilir.
Başlangıçta “Bir daha olmasın” duygusu yaratan ceza, zamanla “Nasıl olsa yine bir yerden kesilecek” duygusuna dönüşebilir.
Bu noktada ceza artık davranışı düzeltmez.
İşte sağlık yönetimi açısından asıl tehlike budur.
Hekim sistemi terk etmese de kaybedilebilir.
Bir hekimin ASM’den istifa etmesi kolay ölçülür.
Ama daha önemli bir kayıp vardır:
Hekim sistemde kalır, fakat sisteme olan güvenini kaybeder.
Hekim görevini yapar.
Fakat bütün bunları giderek daha büyük bir mesleki bıkkınlıkla yapıyorsa, istatistik bize “hekim hâlâ görevde” der.
Oysa sağlık sistemi başka bir şey kaybetmektedir:
Bir hekim için en tehlikeli duygu belki de “Nasıl daha iyi hekim olurum?” sorusunun yerini “Başımıza bu ay ne gelecek?” sorusunun almasıdır.
Aşı reddi: Hekimin kontrolünde olmayan sonuç
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri aşılamadır.
Aile hekimi çocuğu çağırır.
Aileyi ASM’ye davet eder.
Aşı konusunda tereddütleri gidermeye çalışır.
Fakat aile çocuğuna aşı yaptırmak istemezse hekimin çocuğu zorla getirip aşılaması mümkün değildir.
Burada temel yönetim sorusu ortaya çıkar:
Hekim sonucu gerçekten kontrol edebiliyor mu?
Çünkü aile karar verirken, performans sonucu hekimin ve hemşirenin üzerine yansıyabilmektedir.
Daha da önemlisi, bazı aileler aşıyı yaptırmadıkları gibi aşı ret formunu doldurmayı veya imzalamayı da kabul etmemektedir.
İşte o zaman sağlık çalışanının işi daha da zorlaşmaktadır.
Ortada aşılanmamış bir çocuk vardır.
Ancak neden aşılanmadığını belgeleyen imzalı bir ret formu da bulunmayabilir.
Hekim açısından sorun artık yalnızca tıbbi değildir.
İdari ve hukuki bir belirsizlik de ortaya çıkar.
Hekim aileyi bilgilendirmiştir.
Fakat aile bunu kabul etmemiş ve üstelik ret formunu da imzalamamıştır.
Bütün bu çabanın sonunda sistemin karşısına yine aynı sonuç çıkar:
Çocuk aşılanmamıştır.
Bu durum, hem hekimin hem hemşirenin performansını olumsuz etkiler.
Burada ortaya çıkan tablo son derece düşündürücüdür:
Aile karar verir.Hekim uğraşır.Hemşire uğraşır.Aile belgeyi imzalamaz.Aşı yapılmaz.Performans düşer.
Peki faturayı kim öder?
Sonuç ile sorumluluk aynı şey değildir.
Sağlık yönetiminde temel ilkelerden biri gözden kaçırılmamalıdır:
Bir kişiyi, kontrol edemediği bir sonuçtan sorumlu tutmak adil bir performans sistemi değildir.
Aile hekiminin sorumluluğu; aileye ulaşmak, bilgilendirmek, aşıyı önermek, gerekli kayıtları yapmak ve mevzuatın gerektirdiği işlemleri yerine getirmektir.
Ailenin aşı kararının kendisi ise hekimin doğrudan kontrolünde değildir.
Bu nedenle performans sistemi yalnızca “aşı........
