Akademik Sükûtun Ağırlığı ve Gazze – II
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Akademik Sükûtun Ağırlığı ve Gazze – II
Gazze’de Sağlığın Hedef Alınması: Healthocide, Açlığın Silahlaştırılması ve Tıbbi Tarafsızlığın Çöküşü
Gazze’de yaşananlar, klasik anlamda yalnızca bir savaş ya da silahlı çatışma olarak adlandırılamaz. Burada tartışılması gereken mesele, cephe hattındaki askeri hareketlilikten ibaret değildir; bir toplumun sağlık altyapısının, sağlık işgücünün, tedavi imkânlarının, beslenme koşullarının, su ve sanitasyon sistemlerinin, ilaç ve tıbbi malzeme erişiminin, sevk yollarının ve yaşama kapasitesinin sistematik biçimde hedef alınmasıdır. Bu nedenle uluslararası literatürde giderek daha fazla tartışılan “healthocide” kavramı, yani “sağlık-kıyımı”, Gazze’deki yıkımı anlamak için güçlü bir kavramsal çerçeve sunmaktadır.[1-3]Sağlık-kıyımı, hastanelerin tesadüfen zarar görmesi değildir. Sağlık-kıyımı; ambulansların, kliniklerin, yoğun bakım ünitelerinin, ameliyathanelerin, sağlık çalışanlarının, ilaç depolarının, tıbbi sevk yollarının, anesteziklerin, gıdanın, suyun, elektriğin ve sanitasyon altyapısının bir toplumun yaşama imkânını ortadan kaldıracak biçimde hedef alınmasıdır. Bu durum yalnızca bugünün yaralılarının tedavisiz kalması anlamına gelmez; doğacak çocukların, gebelerin, prematüre bebeklerin, kanser hastalarının, kronik hastaların, yaşlıların, engellilerin ve travma sonrası rehabilitasyona ihtiyaç duyan insanların geleceğinin de yok edilmesi anlamına gelir.[4, 5]Bir hastanenin bombalandığı yerde tıp etiği nasıl ayakta kalır? Bir hekimin görev başında öldürüldüğü yerde hekimlik onuru nasıl korunur? [6-8] Bir ameliyathanenin anestezisiz müdahalelere mecbur bırakıldığı bir coğrafyada “önce zarar verme” ilkesi yalnızca ders kitaplarında kalan nostaljik bir cümleye mi dönüşür?[9-11] Bir çocuk açlıkla, susuzlukla, enfeksiyonla, travmayla ve tedavisizlikle ölüme terk edildiğinde pediatri, halk sağlığı, cerrahi, psikiyatri, etik, enfeksiyon hastalıkları ve insan hakları alanları nasıl sessiz kalabilir?[12-14]Gazze’de sağlık sisteminin hedef alınması, yalnızca sağlık kurumlarına yönelik saldırılar toplamı olarak görülemez. Bu tablo, bir toplumun biyolojik, demografik, psikolojik ve ahlaki geleceğine yönelmiş sistematik bir imha biçimidir. Sağlık-kıyımı, bedenleri öldürmeden önce toplumun hayatta kalma imkânlarını öldürür. Hastanelerin yok edilmesi, yalnızca yaralıların tedavisiz bırakılması değildir; kanser hastasının kemoterapiye ulaşamaması, gebenin doğum takibi yaptıramaması, prematüre bebeğin oksijen desteği alamaması, enfeksiyon hastasının antibiyotiğe erişememesi, travma geçiren çocuğun cerrahi ve psikolojik bakım alamaması demektir.[5, 15]Bu yıkımın en sarsıcı boyutlarından biri, açlığın ve susuzluğun savaş aracı hâline getirilmesidir. Gıdaya, temiz suya, temel hijyene, sanitasyona, elektriğe, ilaca ve tıbbi malzemeye erişimin engellenmesi yalnızca akut ölümlere yol açmaz; toplumun bağışıklık sistemini, çocuk gelişimini, gebelik süreçlerini, nörolojik gelişimi ve gelecek kuşakların sağlığını da hedef alır.[14, 16, 17]Açlık yalnızca mideyi boş bırakmaz. Açlık; insanın onurunu, direncini, düşünme kapasitesini, bağışıklığını, anneliğini, çocukluğunu ve geleceğini yaralar. Özellikle çocuklarda ve gebelerde yetersiz beslenmenin fiziksel ve bilişsel gelişim üzerindeki etkileri, yalnızca bugünün sağlık göstergeleriyle sınırlı değildir; gelecek kuşakların biyolojik kaderine de uzanır. Epigenetik izler, DNA metilasyonu, nörogelişimsel bozukluklar, metabolik hastalık riskleri, psikiyatrik kırılganlıklar ve uzun vadeli sağlık yükleri, bu yıkımın yalnızca görünür değil, kuşaklar boyunca taşınabilecek derin izleridir.[16, 18]Bir çocuğun yalnızca bugününü değil, henüz doğmamış kardeşlerinin ve gelecek kuşakların biyolojik kaderini de tahrip eden bir yıkım karşısında akademik tarafsızlıktan söz edilebilir mi? Gebelik takibinin yapılamaması, prematüre bebeklerin oksijensizlikten ölmesi, annelerin travma ve açlık altında doğum yapması, bebeklerin enfeksiyon ve malnütrisyonla karşı karşıya bırakılması, yalnızca savaşın yan etkisi olarak görülemez. Bu, bir halkın geleceğini biyolojik düzeyde hedef alan derin bir sağlık ve insanlık krizidir.[19, 20]Tıbbi tarafsızlığın çöküşü de bu tablonun merkezindedir. Savaş hukukunun ve tıp etiğinin en temel ilkelerinden biri, sağlık çalışanlarının, hastanelerin, ambulansların ve hastaların korunmasıdır. Tıbbi tarafsızlık, yaralının kimliğine bakılmaksızın tedavi edilmesini, hekimin savaşın tarafı hâline getirilmemesini ve sağlık kurumlarının dokunulmaz kabul edilmesini gerektirir.[21, 22]Gazze’de bu ilkenin ağır biçimde ihlal edildiği ileri sürülmektedir. Hastanelerin kuşatma altına alınması, sağlık tesislerinin hedef alınması, sağlık çalışanlarının öldürülmesi veya alıkonulması, tıbbi sevklerin engellenmesi, ağır yaralıların ve onkoloji hastalarının Gazze dışına çıkışına izin verilmemesi, bu bağlamda ayrıca değerlendirilmelidir. Bir hekimin hastasını tedavi edememesi trajedidir. Fakat hekimin hastasına ulaşmasının, hastanın ilaca erişmesinin, yaralının sevk edilmesinin veya kanser hastasının tedavi merkezine gidebilmesinin sistematik olarak engellenmesi yalnızca........
