menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'İntihar taktik olamaz': CHP ve ölüm dürtüsü

31 0
sunday

Geçtiğimiz yüzyılda Charles Darwin’in ve Karl Marx’ın sosyal alandaki devrimlerini tamamlayan Sigmund Freud, kendisinin önceki tezlerine karşı çıkarak “yaşamın amacı ölümdür” demişti. Freud böylece evvelden temelini attığı, bireyin ve psikolojinin merkezinde “haz istenci” olduğu fikrini alaşağı etti. Kullandığı argüman son derece basitti: “Bütün canlı varlıklar içsel sebeplerden ölür ve bir kez daha inorganik hâle dönerler. O zaman ‘bütün yaşamın amacı ölümdür’ ve geriye dönüp baktığımızda ‘cansız varlıklar, canlılardan önce var olmuştur’ demek zorunda kalırız.” (Haz İlkesinin Ötesinde).

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) son birkaç gündür, belki birkaç aydır veya yıldır, yaşadığı kriz sadece tüzük, yargı, liderlik, hizip meselesi değil. Mesele aslında çok uzun zamandır şundan ibaret: CHP neyin, kimin partisidir? Devletin mi toplumun mu? Değişimin mi statükonun mu? Halkın mı yoksa düzenin mi?

Çok uzun zamandır, diyorum, çünkü bu soru 1945’ten beri gündemde. Bu hususta kalem oynatanların en kudretlilerinden Hikmet Kıvılcımlı, 1970 yılında kurucu parti için psikanalitik olarak nitelendirilebilecek (aman, Doktor da öğrencileri de bu ifade için bana kızmasın!) bir teşhis koymuştu:

“CHP biçaresi, kendisinin ne olduğunu bilemedi. Türkiye'nin trajedisi, demokrasinin, devletin ne olduğunu bilmemekte değil, CHP'nin ne olduğunu bilmemekte toplanıyor. CHP'nin, modern sosyal bilim açısından ne olduğunu bilmemekte kendi kendisi de dahil iktidar da, muhalefet de, herkes de ‘mutabık’! Bir bilinse. Hele CHP'nin kendisi bir bilse!” (Sayın İ.İ. Paşa’ya Mektup)

Kıvılcımlı’ya göre mesele yalnızca demokrasinin ya da devletin ne olduğunu bilmemek değildi. Türkiye’nin trajedisi, CHP’nin kendi nefsini, yani psikolojisini,yani temsil ettiği sınıfı bilmemesinde, tanımamasında yatıyordu. Kıvılcımlı’nın ifadesiyle bir partinin “nefsi” onun tüzüğü, programı ve prensipleri; “Tanrısı” ise temsil ettiği sosyal sınıftı. CHP’nin problemi bugün de elli beş yıl önce olduğu gibi tam da burada başlıyor: “Kendi Tanrısı”nı bilmeyen parti, her krizde eskinin hayaletlerine, hayallerine sığınıyor.

Bu nedenle bugünkü krizi yalnızca iki isim arasındaki mücadele ya da iktidarla muhalefet arasındaki kayıkçı kavgası gibi okuyamayız. Prof. Dr. Barış Doster’in 22 Mayıs 2026 günü bir televizyon yayınında söylediği gibi keşke isimleri değil, fikirleri tartışsak; çünkü Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında dış politikadan ekonomiye radikal bir ayrım yoksa, sorun kişilerden çok daha derindedir. 

Hâl böyle olunca sormamız gereken soru şudur: CHP, lider değiştirdiğinde gerçekten yön mü değiştiriyor, değiştirecek; yoksa Freud’un kavramsallaştırdığı şekilde ilksel hâline, bir tür ademiyete yani yokluğa geri dönecek? Kurucu........

© 12punto