Devlet Büyürken Öznenin Çatlağı: Türkiye’nin Görünmeyen Krizi
Türkiye son haftalarda iki ayrı hikâyeyi aynı anda yaşıyor. Bir yanda yerli üretim hamleleri, bilimsel atılımlar ve jeopolitik etkinlik; diğer yanda ekmek fiyatı, sokak gerilimi ve gündelik hayatta artan sıkışma. Bu bir çelişki değil, daha derin bir yapının işareti: bir ülkenin kendi içinde bölünmesi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet anlayışı basitti ama sertti: Devlet, milletin refahını büyüttüğü ölçüde anlamlıdır. Aksi durumda büyüme, yalnızca bir vitrin üretir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo tam olarak budur. Makro düzeyde güçlenme anlatısı sürerken, mikro düzeyde bireyin yaşamı daralıyor. Bu iki düzlem birbirini beslemiyor; aksine, birbirini aşındırıyor.
Sorun yalnızca ekonomi değildir. Ekmek fiyatı bir veri değil, bir göstergedir. O gösterge şunu sorar: “Bu düzen beni taşıyor mu?” Bu soruya verilen içsel cevap olumsuzlaştığında, mesele cebin ötesine geçer; meşruiyet bilinçdışında çözülmeye başlar.
Tam bu noktada psikanalitik bir okuma zorunlu hale gelir. Jacques Lacan’ın kavramsallaştırmasıyla ifade edersek,........
