menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Görülmeyen görülemeyen

17 0
23.07.2026

Görülmeyen görülemeyen

Görmek insanoğlunun şu dünyada sahip olduğu en büyük nimetlerinden biri desek abartmış olmayız. Gözlerimiz olmasaydı görmek diye bir kavram hayatımızda olabilir miydi? Sadece koku alabilseydik sadece duyabilseydik sadece dokunabilseydik o zaman görmek bizim için varoluşsal bir duyu olmayacaktı. Bugün görme yetisi olmayan insanlara engelli diyoruz. Fakat doğada gözü olmayan canlıların varlığını da biliyoruz. Biyolojik olarak mükemmel varlıklar olduğumuz yeri geldiğinde defalarca ifade edilse de psikolojik veya felsefi açıdan çok çeşitli tartışmalar da mevcut. Kısacası insan karmaşık bir yapı. Nereye koysak olmuyor. İşte tam da bu nedenle insan hayatı sadece görülenle değil görülmeyenle de değerlendirmelidir. İnsanı hayatın bir yerine koymaya çalıştığımızda hep görülenden yola çıkamayacağımızı aşikâr.

POZİTİF BİLİM TAASSUBU

Malum sanayi devrimi ile bir pozitif bilim dünyayı dalga dalga sardı. Görünmeyenle ilişki tamamen kesildi. Eğer bir şey yakından bakıldığında mikroskop altında görülemiyor veya uzağa bakıldığında teleskop ile görülemiyorsa o yoktur denildi. Kaba tabirle laf buraya getirildi aslında. İnsan nedense mikroskoptan ve teleskoptan önce göremediği şeylerin varlığını bugün bu aletlerle görebiliyorsa o zaman bugün göremediği şeyleri neden inkâr ediyor? Bugün gözümüzle görmediğimiz şeye inanmıyoruz. Ancak gözümüzün yerine gören aletlere inanırız anlayışı hâkim oldu. Aksini söylemek neredeyse imkansızdır. Varsayımlar hipotez olarak görüldü hatta hala genel kabul böyledir. Böylelikle insan sadece görülenin peşinde koştu. Görülen şeyin karşılığını da madde olarak tanımladı. Artık yeni bir dinimiz vardı; pozitivizm. Kilise yıkılmış yerine madde inşa edilmişti. Bu batı anlayışının görüşüydü ama tüm dünyaya musallat oldu. Ya o ya bu. İkisi bir arada olmazdı. Açıklanamayan şeylerin izahı olamazdı.

İnsanın sadece kafa gözü yoktur bir de gönül gözü vardır. Bu bir safsata değildir. 40binden fazla nöronun tıpkı beynin algıladığı gibi olayları anlayan, hisseden ve karar vermede yardımcı olan kalpte yer alan artık ispatlanmış gözler vardır. Eskilerin gönül gözü ispatlandı işte. Hani bir şeyi akıl mantıklı bulsa da kalbin mutmain olmaz, bir şey hissedersin ya.. İşte bu kalbin görmesidir. Yani gönül gözünün insanın karar aşamasında yardımcı olduğu bir gözdür bu. Hani mantık arıyoruz ya. Madde arıyoruz ya.. Kalp insana sinyali böyle veriyor. Yine eskilerin hissi kablelvuku dedikleri. Yani olayların gelişini hissetmek. İşte tüm bunlar görmek isteyenler için kalp ile görülen işaretlerdir. İnsan etten, kemikten ibaret değildir. İnsan görülmeyenin de ötesine aittir. Kalp bu görülmeyenin ötesini görür. Kalp gözü ve kafa gözü birlikteliği insanın şuurlu karar almasına yardımcı olur. Sadece görünenden yola çıkarsak aldanırız. Her şeyin bir dış yüzü olduğu gibi bir de iç yüzü vardır. İnsanın iç yüzü organlar, damarlar değildir. Bunlar sadece birer makine parçasıdır. Asıl insanı insan yapan şey görülmeyenin ötesiyle olan bağlantısıdır. Her şey bir şeyin ayrılmaz parçasıdır. Hepimiz büyük bir bütünün parçasıyız.

BİR DE GÖRÜLEMEYENLER VAR

Günümüzün en büyük kaybı görülmesi gerekip de görülemeyenlerdir. Kalpleri kör dimağları dumura uğramışların asla göremediği, karşısında apaçık durduğu halde onu sadece et parçası olarak görenlerin idrak edemediği hakikatlerdir. Eskiden üzülürdüm çünkü görülmeli böyle insanlar bu hakikatler el üstünde tutulmalı derdim. Ama şimdi ise bambaşka düşünüyorum. Değer bilecek insan neredeyse yok. O hakikatler de görülemeyenler kısmında rafta sırlanmışlar. Ancak arayanlara görülen bu değerli hazine gönül gözüyle görenlerin kalbinde ebedi canlıdırlar vesselam.

Bu asansör sadece hanımların

Hanımlara pozitif ayrımcılıktan yanayım. Mesela hanımlara ayrı bir otobüs olması gerektiğini savunurum. Tam da burada bir tatil köyünde hanımlara özel asansörle karşılaştım. Kapısında sadece hanımlara mahsus yazıyordu. Neden olmasın ki? Yabancı bir erkekle kızınızın veya eşinizin tek başına asansöre binmesini ister misiniz? Ben genç kızken de yabancı bir erkekle aynı asansöre binmekten asla hazzetmezdim. Demek ki fıtri bir duygu bu. O yüzden bu tatil köyündeki uygulamayı destekliyorum. Benzerlerinin çoğalmasını talep ediyorum.

Ancak illallah denilir

Metrodayız. Bir hamile hanım ayakta durmaya çalışıyor. Bir grup genç oturmuşlar cep telefonlarına bakınıyorlar. Etraflarıyla alakaları yok zaten. Derken bir beyefendi çok rahatsız oldu ve hamile hanım için o gençlerden birinden yer vermelerini rica etti. Maalesef o gencin verdiği cevap ona acımama sebebiyet verdi. Gencin verdiği cevap: “Benim yerim. Ben istersem yer veririm. İstemezsem vermem”. Tabi o beyefendi baktı ki iş uzayacak. İllallah der gibi sustu. Hamile hanım da beyefendiye teşekkür ederek boş verin huzursuzluk çıkmasın şimdi gibi bir şeyler söyledi. Bu gencin annesi orada olsaydı eminim o da çocuğuna yer verdirmezdi. Çünkü aile ve aile o kadar önemli ki. Ailede öğrenilmeyen şey okulda öğrenilmez.

Hasretim dağlarına yamaçlarına. Elimden tuttuğun kıyılarına hasretim. Kıskanıyorum okşayan kayalarını suyun. Yaz akşamlarında serinliğine hasretim. Ufkuna vuran sisleri kıskanıyorum. Sana bu kadar kolay uzanabilen dalgaları........

© YeniBirlik