ABD-İran müzakereleri başlarken savaşın tarafları ne alemde?
ABD-İran müzakereleri başlarken savaşın tarafları ne alemde?
Geçtiğimiz hafta yazımızı “eğer” ile açmıştık. Artık elimizde bir mutabakat var. Dolayısıyla şart bağlaçlarının sayısını azaltabiliriz. Mutabakatın gösterdiği hattan bir bilanço çıkartmaya çalışmak mümkün -ki Mutabakat imzalandığından beri neredeyse hepimiz böyle bir bilançoyu üç aşağı beş yukarı çıkartmaya çalışıyoruz-. Fakat tam bilanço için henüz erken.
MÜZAKERELER ÇETİN GEÇECEK
Bugün bu yazı kaleme alınırken İsviçre’de ABD ve İran arasında mutabakatta 60 gün sürmesi öngörülen müzakereler başlamıştı. Hatırlayacaksınız aslında müzakerelerin Cuma başlaması gerekiyordu ama İsrail’in Lübnan’a gerçekleştirdiği Cuma sabahki saldırının ardından İran, müzakereleri durduğunu ve Hürmüz Boğazı’nı geçişlere kapattığını duyurmuştu. ABD’nin muhtemel müdahalesi sonrası İsrail ve Hizbullah ateşkes ilan ettiler ve takiben İsrail, Lübnan’daki askeri kuvvetlerine sadece savunma düzeyi eylemler yapma emri verdi. Lübnan’daki süreç çok kırılgan, İsrail çok huzursuz, İran ise sahada olayı getirdiği yerden elde edeceği kazançlardan esneme yapmayacağını gösterme derdinde. Bu nedenle Hürmüz kartını elden kolay kolay bırakmayacaktır. Zaten müzakereler başlayıp, arabulucularla taraflar Cenevre’de el sıkışırken Hürmüz açık mı kapalı mı belli değildi. Bu çalkantılı başlangıç, müzakere sürecinin çetin geçeceğini gösteriyor. Fakat çok daha sakin bir başlangıç dahi olsaydı, müzakerelerin kolay olmayacağını söylerdik. Müzakereler iki tarafın anlaşma niyetini ortaya koymak bakımından çok önemli. ABD, İran’ın ve rejimin Ortadoğu dengelerinin bir parçası olarak kalacağını -bu anlaşma olursa- kabul etmiş olacak. Bunu yaparken ABD, neyi başardığının açık-net görülmesini arzu edecektir. Washington’un iki konuyu kendi başarı-başarısızlığı için değerlendirme ölçütü olarak kullandığını söylemiştik: Nükleer mevzu ve Hürmüz’ün geleceği. Sadece ABD’nin savaş amaçları açısından değil, İran’ın savaş esnasında ve müzakere masasındaki pozisyonu açısından da bu iki konu birbirine bağlı. İkisi bir arada ya çözülecek ya da çözülmeyecek. Bu katılık müzakereleri baştan kolay bir süreç olmaktan çıkartıyor.
ABD ÇIKMAZDAN SIYRILMAKTA KARARLI
Şu ana kadar bildiklerimiz bize İsrail’in neden çok memnuniyetsiz olduğunu da gösteriyor. Elimizde mutabakatın dışında Trump’ın bizzat G7’de yapmış olduğu açıklamalar var. Bu açıklamalar bize şunları söylüyor:
1)- ABD, bir karar verdi ve artık bu savaştan çıkmak istiyor. Savaşa girmesindeki temel amaç (-ki daha sonra rejim değişikliği sanrıları ile olay yayından sapmıştı) İran nükleer programının sınırlanması ve Tahran’ın nükleer silah geliştirmeyeceği bir geleceğin garanti altına alınmasıydı. Ancak ABD, bu amacı gerçekleştirirken bir baskı altındaydı da. 7 Ekim sonrası oluşan bölgesel atmosferin (İran ve İsrail’in el yükselterek birbirini vurmasının) Tahran’da birilerini nükleer silahlanma konusunda ikna edebileceği riski vardı.........
