Lotarya ekonomisinin insanı: Neden bile bile aşırı risk alıyoruz?
Lotarya ekonomisinin insanı: Neden bile bile aşırı risk alıyoruz?
Son dönemde yaşanan fon krizi, sermaye piyasalarının yalnızca arz tarafını değil, talep tarafını da yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Riskli ürünleri kimler, neden satın alıyor? İnsanlar yüksek riskin farkında oldukları halde neden olağanüstü getiri vaatlerinin peşinden gidiyor? Bu sorunun cevabı yalnızca cehalet, açgözlülük veya irrasyonellikle açıklanamaz. Davranışsal iktisadın gösterdiği bilişsel yanlılıkların yanında yüksek enflasyon, servet edinmenin zorlaşması, toplumsal hareketlilik kanallarının daralması, hızlı kentleşme, finansal teknolojiler ve kısa yoldan zenginleşmenin giderek normalleşmesi de önemlidir. “Lotarya ekonomisi” dediğim yapı, işte bu mikro davranışlarla makro iktisadi ve toplumsal şartların kesiştiği yerde ortaya çıkmaktadır.
Son fon krizi hakkında tartışmaların büyük bölümü doğal olarak arz tarafına yoğunlaştı. Fonların nasıl yönetildiği, hangi risklerin alındığı, denetimin yeterli olup olmadığı, sermaye piyasası kurumlarının sorumluluğu gibi sorular önemlidir. Fakat meselenin bir de talep tarafı vardır: Bu ürünleri satın alan yatırımcı neden böyle bir tercihte bulunmaktadır?
Daha açık soralım: İnsanlar, zaman zaman riskin olağan sınırların çok üzerinde olduğunu bildikleri halde neden yüksek getiri vaat eden yatırım araçlarına yönelirler?
Bu soruya “açgözlülük” veya “cehalet” cevabını vermek kolaydır. Fakat açıklayıcı değildir. Çünkü aşırı risk alan insanların tamamı bilgisiz değildir. Aralarında eğitimli yatırımcılar, piyasaları takip eden profesyoneller ve riski gayet iyi kavrayan kişiler de bulunabilir. Demek ki daha karmaşık bir iktisadi ve toplumsal mekanizma söz konusudur.
RİSKTEN KAÇINAN İNSAN HER ZAMAN RİSKTEN KAÇAR MI?
Geleneksel mikroiktisat, çoğu durumda bireyin riskten kaçındığını varsayar. Servetin marjinal faydası azaldığı için, aynı beklenen getiriyi sağlayan iki yatırım arasında daha az riskli olan tercih edilir. Fakat gerçek hayattaki yatırım davranışı bundan daha karmaşıktır.
Davranışsal iktisadın en önemli bulgularından biri, insanların küçük olasılıkları sistematik biçimde olduğundan büyük algılayabilmeleridir. Bir yatırımın çok düşük ihtimalle olağanüstü kazanç sağlaması, beklenen getirisi makul olmasa bile çekici hale gelebilir. Bu durum tıpkı milli piyangodan büyük ikramiye kazanma ihtimalinin son derece düşük olduğunu bilen milyonlarca insanın yine de bilet almasına benzer.
Finansal piyasalarda bunun karşılığı “lotarya tipi yatırımdır”. Yatırımcı ortalama getiriden çok, gerçekleşme ihtimali düşük olsa bile büyük sıçrama ihtimaline odaklanır. Yatırımcının kafasındaki soru artık “Bu yatırımın beklenen getirisi nedir?” değil, “Ya bu sefer büyük kazanan ben olursam?” olur.
“BEN ZAMANINDA ÇIKARIM”
Aşırı riskli yatırımcı davranışında ikinci önemli unsur aşırı güvendir. Yatırımcı bir sistemin sürdürülemez olduğunu bilebilir. Hatta diğer yatırımcıların sonunda zarar edeceğini de düşünebilir. Ama kendisini onlardan farklı görür ve şöyle düşünmeye başlar:
Önce “Ben piyasayı takip ediyorum.” Sonra “Ben işin nereye gittiğini anlarım.” En sonunda da “Tehlike başladığında çıkarım.”
Böylece riskin varlığını reddetmez; riski yönetebileceğine gereğinden fazla inanır. Bu davranış özellikle spekülatif piyasalarda önemlidir. Çünkü herkes fiyatın aşırı yükseldiğini kabul etse bile yükseliş bir süre daha devam edebilir. Profesyonel yatırımcıların bir bölümü de tam bu nedenle oyuna girebilir: Varlığın pahalı olduğunu bilir ama kendisinden sonra daha yüksek fiyattan satın alacak başka birinin bulunacağına inanır. Burada artık saf irrasyonellikten değil,........
