Ezber bozan sinemacı Yılmaz Güney
Sinemada fırtınalar estiren, kamerayı bir mercek olmaktan çıkarıp toplumun aynası haline getiren Yılmaz Güney’in aramızdan ayrılışının üzerinden tam 42 yıl geçti. (9 Eylül 1984)
Zaman hızla akıp giderken, onun perdeye kazıdığı insan manzaraları, hayatın zorlu yollarındaki adalet arayışı etkisini korumaya devam ediyor.
Yokluklarla, yoksulluklarla geçen bir çocukluk. Henüz dokuz yaşındayken başlayan çalışma hayatı çeşitli işlerle geçer. Genç yaşlarda başlayan edebiyat aşkı ve yazma süreci komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle soruşturmalar ve cezalarla sürer. Eğitim yaşamı kesintiye uğrar. Bu süreci yıllar sonra bir söyleşide şöyle dile getirecektir: “Öğrenimim yarım kalmıştı. Önümdeki tek yol, kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığıyla eğitmekti. Öyle yaptım. Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, toplumsal baskılar… Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık. Öğretmenlerimden bin zordur.”
O bu zorlukları yenmiş, o zamana kadar belli kalıplar ve şablonlar içine sıkışmış bir sinemayı yaşam gerçeğiyle yüzleştirmiş ve halkın gerçek sorunlarını dile getirmiş sinema sanatını doruğa çıkarmış, bunu ödüllerle taçlandırmıştır. Güncel olanı gösterirken evrensel olanı ihmal etmedi.
‘Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı........
