TOPRAĞIN ŞAHİTLİĞİ: ŞEHİTLER HIYABANI
Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı
İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI
Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı
DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI
Mayıs 2019 Özel Sayısı
TOPRAĞIN ŞAHİTLİĞİ: ŞEHİTLER HIYABANI
Bakü’yü anlamak, yalnızca onu görmekle mümkün değildir. Bir şehri kavrayabilmek için onun değişimini, dönüşümünü ve yükselirken geride bıraktıklarını da fark etmek gerekir. Şehrin büyümesi, tıpkı insan gibi, bir yandan gelişimi temsil ederken öte yandan bastırılanları ve unutulanları da açığa çıkarır. Bu farkındalık, insanı hem mekâna hem de kendisine doğru bir sorgulamaya sürükler. Hazar, uzaktan bakılan bir deniz olmaktan çıkar, üç renkli bayrağın gölgesinde insanın içine dolan bir nefese dönüşür. Gündelik hayatın yıpratıcı akışından uzaklaşıp ruhu dinlendirmek ve insanın kendi sınırlarıyla yüzleşmesi için bir durak bulmak ister. Bu durak, aynı zamanda insanın yücelik karşısında küçüldüğü, sessizliğin içinde kendini aradığı, kutsal olanın karşısında susmayı, şehitlerin yüceliği önünde küçülmeyi öğrendiği bir eşiktir.
Bu suskunluğun adı Şehitler Hıyabanı’dır. Zincirlerini kırmış bir vatanın kalbinde, yarım kalan hayatların ve adanmışlıkların sessizce konuştuğu bir yerdir burası. Yetmiş yıllık esareti geride bırakmış bir milletin hafızası, acısı ve direniş bilincidir.
Bugün herkesin Şehitler Hıyabanı olarak bildiği yüz yıllar boyunca adını ve kimliğini defalarca değiştiren, bir zamanlar Çemberekend Kabristanlığı, sonra Kirov Parkı, ardından Dağüstü Park olarak anılan bu mekân… Peki, bir yer – üstelik bu dünyadan göçenlerin sonsuz uykusuna ev sahipliği yapan bir istirahatgah – neden bu kadar savrulur, değişime zorlanır? İnsanların kutsalı nasıl olur da çiğnenir, ayaklar altına alınır ve sessizliğe mahkûm edilir? Bakü manzarasına açılan bu eşsiz pencerenin nelere tanıklık edip nelerden vazgeçtiğini, neleri sineye çekmek zorunda bırakıldığını hem şeref hem gurur hem de acıya nasıl kucak açtığını bilmek için tarihi sayfalayalım.
Bakü’nün Çemberekend semtinde, 19. yüzyılın sonlarından itibaren şehir halkının defin işlemleri için kullanılan Çemberekend Kabristanlığı ilk bakışta şehrin diğer mezarlıklarından bir farkı olmasa da 20. yüzyılın başlarından itibaren Azerbaycan tarihinin en ağır kırılmalarına şahitlik etmesiyle tarih ve hafızanın sessiz bekçisi, acıların ve kayıpların saklandığı bir uğrak hâline gelmiştir.
Bu sessizlik uzun sürmemiştir. Yıllar boyunca toprağın altına bırakılan fısıltılar, 1918 baharında bir anda haykırışa dönüşmüştür. Çemberekend Kabristanlığı, bu tarihle birlikte yalnızca geçmişi saklayan bir mekân olmaktan çıkmıştı. Kanla, gözyaşıyla ve yarım kalan hayatlarla dolu bir hafızanın yükünü taşımaya başlamıştır. Bakü sokaklarını saran şiddet, buraya getirilen her cenazeyle toprağa biraz daha işlemiştir.
1918 yılının 31 Mart’ında Bakü’de yaşananlar, sıradan bir çatışma değil; planlı, örgütlü ve ideolojik bir imha hareketiydi, bir soykırımdı. Ermeni Taşnak silahlı gruplarının Bolşevik desteğiyle harekete geçmesiyle şehir, adım adım bir ölüm coğrafyasına dönüştürüldü. Müslüman mahalleleri havadan ve denizden bombalanırken, evler yalnızca yakılmadı; içindeki hayatlar da kasıtlı bir vahşetle yok edildi. Kadınların ve çocukların özellikle hedef alınması, bu şiddetin askerî siyaset değil, doğrudan bir yok etme siyaseti olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Şehrin sokaklarına önceden yerleştirilen makineli tüfekler, kaçışı imkânsız kılarken yakılan evler, yıkılan camiler ve katledilen siviller Bakü’nün hafızasına silinmez bir iz bıraktı. Bu vahşet, milletle beraber onun düşüncesini ve kültürel hafızasını da hedef aldı. Matbaalar, gazeteler ve daha niceleri ateşe verildi. Şehir susturulmak istendi.
Bu kanlı tecrübe, kurulmak istenen Sovyetlerin “birlikte yaşama” ve “ortak gelecek” söylemlerinin ardındaki gerçek niyeti bütün çıplaklığıyla açığa çıkardı. Soykırımdan sonra artık hiçbir siyasi görüş eskisi gibi olamazdı. Yaşananlar, halkın zihninde geri dönülmez bir farkındalık yarattı ve bağımsız devlet fikrini bir ideal olmaktan çıkarıp tarihî bir zorunluluğa........
