İnsanın büyük arayışına verilen cevaplar
Önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlayan gece ilk sahura kalkacağız, ramazan ayının herkes için bereketli geçmesini niyaz ederim. Bu yazıdan itibaren düşünce tarihimizin sorunlu alanlarından biri üzerine bir yazı dizisi başlatma niyetindeyim. İslam düşüncesiyle bir şekilde irtibat kurup okumalarını derinleştirenler hatta kelam, felsefe, tasavvuf gibi İslam düşüncesinin temel alanlarından biriyle uzman seviyesinde ilgilenenler, insanın büyük arayışıyla ilgili üç büyük açıklamayla karşılaşırlar. İnsanın büyük arayışı derken, nereden geliyorum, neredeyim ve nereye gidiyorum sorularında özetlenen ve bütün dönemlerde insanların şu veya bu ölçüde gündemini oluşturan asli soruları ve bunların gerisindeki merakları kastediyorum.
Bu sorulara verilen cevapların birincisi şerî bilimlerden biri olan kelam âlimlerinin yoktan yaratma görüşüdür. Bu görüş, fâil-i muhtâr (yahut kâdir-i muhtâr) tanrı anlayışı, âlemin saf yokluktan yaratıldığı, peygamberliğin ilahi iradenin seçimiyle belirlendiğini ifade eden ıstıfa teorisi, ilahi iradenin doğrudan muhatabı olarak insanın mükellef bir varlık oluşu ve cismani haşir başlıklarıyla ayrıntılanır.
İkincisi, filozofların sudur teorisidir. Her ne kadar ilerde belirteceğimiz üzere İslam döneminde sudurcu olmayan filozoflar bulunsa da zümreyi temsil salahiyetini haiz olan teorinin sudur olduğu kabul edilegelmiştir. Sudur teorisi, âlemin varlığının yok yaratılmayıp Tanrı’nın varlığından feyiz yoluyla oluştuğu, Tanrı’nın zâtının mükemmelliğin ötesinde oluşu nedeniyle mevcutların ondan zorunlulukla feyzolduğu kabulüyle temellendirilen nedensellik (illiyet) ilkesi, âlemin tamamında geçerli olan nedensellik ilkesinin oluşturduğu hiyerarşik düzene uygun........
