Titus Burckhardt: Tevhidden tasvire
Titus Burckhardt: Tevhidden tasvire
Önceki yazımızda İbnü›l-Arabî›nin Hristiyan ikonalarının ortaya çıkışını Hz. Îsâ'nın hakikati üzerinden anlamaya çalıştığını; böylece her dinî geleneği kendi iç mantığı içinde kavramaya yönelen derin bir hermenötik örneği ortaya koyduğunu belirtmiş; ardından onun, Muhammedî şeriatın getirdiği özgünlüğü “hayâli tasfiye ederek” değil, onu “sûretin sınırlarından kurtararak” açıklamasını, inşa etmeye çalıştığımız İslam tasvir nazariyesinin temel dayanaklarından biri olarak zikretmiştik.
Bu bakışta mesele artık sanıldığı gibi yalnızca “resim yasağı” olmaktan çıkar. Asıl mesele, sûretin mahiyetini doğru anlamaktır. Çünkü sûret yalnız sanatın değil, yaratılışın da temel kavramlarından biridir. Allah’ın el-Musavvir ismi de burada anlam kazanır. İnsan, tasvir eder; fakat yaratmaz. Allah ise sûreti verir ve ona hayat bahşeder. İbnü’l-Arabî’nin ifadesiyle tasvir, yaratılışın son mertebesidir; fakat hayat verme yalnızca Hakk’a mahsustur. İnsan sanatı ile ilâhî yaratma arasındaki ontolojik ayrım da tam burada ortaya çıkar.
İmam Gazzâlî’nin ontolojik; İbnü›l-Arabî’nin ise metafizik ve irfanî düzlemde sistemleştirdiği bu tasavvuru, çağımızda doğrudan sanat nazariyesi içine taşıyan en önemli isimlerden biri hiç şüphesiz Titus Burckhardt’tır. Onun asıl önemi, İslam sanatını estetik tercihler veya tarihî gelişmeler üzerinden değil, tevhidin ontolojik sonuçları üzerinden okumasında yatar.
Gerçekten de İslam sanatının neden Batı sanatından farklı bir istikamette geliştiği sorusu yalnız sanat........
