Musavvir: Sûretin kemâli ve tasvirin hikmeti
Musavvir: Sûretin kemâli ve tasvirin hikmeti
İslam sanatlarında tasvir meselesini yalnızca sanat eserleri üzerinden anlamaya çalışmak bizi eksik bir sonuca götürür. Çünkü İslam düşünürleri, özellikle de İmam Gazzâlî, tasviri estetik bir faaliyet olarak değil, yaratılışın ontolojik düzeni içinde ele alırlar. Bu sebeple o, “el-Hâlık, el-Bârî, el-Musavvir” isimlerini yalnızca birbirini takip eden ilâhî sıfatlar değil; yaratmanın farklı mertebelerini ifade eden isimler olarak birlikte işlemiştir (el-Maksadu’l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ - En Güzel İsimler, trc.: Asım Cüneyd Köksal, Ketebe)
İlk bakışta bu üç ilahî isim aynı anlama geliyor gibi görünür. Oysa Gazzâlî, bunların her birinin yaratmanın farklı bir safhasını gösterdiğini belirtir. Ona göre herhangi bir varlığın meydana gelişi tek bir fiilden ibaret değildir. Önce varlığın ölçüsü, mahiyeti ve sınırları belirlenir; ardından bu takdire uygun olarak yokluktan varlık sahasına çıkarılır; nihayet kendisine, ait olduğu hikmeti gerçekleştirecek en uygun sûret verilir. İşte Allah Teâlâ, “takdir etmesi” bakımından el-Hâlık, “yoktan var etmesi” bakımından el-Bârî, yaratılmış varlığı “Kendi hikmetine en uygun sûrette düzenlemesi” bakımından ise el-Musavvir ismini alır.
Bu ayırım, İslam sanat nazariyesi bakımından son derece önemlidir. Çünkü burada tasvir, modern estetikte çoğu zaman anlaşıldığı gibi sonradan eklenen bir şey değildir. Bilâkis tasvir, yaratılışın kemâl merhalesidir. Bir varlığın gerçekten “kendisi” olabilmesi, ancak kendisine ait sûretin........
