Medeniyet dili ve kutsallık
Medeniyet dili ve kutsallık
İslam düşüncesinde kuds, kudsî ve mukaddes kelimelerinin anlam alanının, Batı düşüncesindeki gibi din-dünya vb. karşıtlığı üzerinden kurulmadığını, yaratmanın ve mutlak tenzihin yalnız Bir olan Allah’a ait olması sebebiyle el-Kuddûs isminin doğrudan Allah’a mahsus olduğunu söylemiştik.
Zira, bir şeyin faziletli, hürmete lâyık yahut dinî bakımdan kıymetli olması, onun kendiliğinden mukaddes olduğu anlamına gelmez. Sahâbenin faziletiyle ilgili rivayet ve tasnifler onların kutsallıklarını değil, yüksek ahlâkî ve dinî değerlerini bildirir. Aynı şekilde seccade, tesbih veya dinin öğrenilmesine vesile olan âlimler hakkında gösterilen hürmet de onları kutsallaştırmak değildir. Buradan hareketle şöyle bir ölçü kurulabilir: Her mukaddes olana hürmet edilir; fakat her hürmet edilen şey mukaddes değildir.
Kuds ve kutsiyet meselesi İslam ontolojisi, kelâmı ve tasavvufu içinde değerlendirildiğinde, mukaddesiyetin Hıristiyanlıkta görüldüğü biçimiyle din-dünya yahut kutsal-profan ayrımına tâbi olmadığı zaten kendiliğinden anlaşılır. İslam’da halk ve emir âlemleri, görünür ve görünmeyen, dünyevî ve uhrevî alanlar birbirinden ayırt edilmekle birlikte bunlar asla birbirinden bütünüyle koparılmaz. Varlığın tamamı Allah’ın yaratması ve emri altında bulunduğu için, dünya kendiliğinden ilâhî olanın karşısında bağımsız ve profan bir alan oluşturmaz. Bu sebeple İslam medeniyetinde sanatın vahiy ile ilişkisi, yalnızca dinî sayılan nesne ve yapılara mahsus da değildir.
Dolayısıyla kutlu sanat kavramı, İslam sanatını yalnızca cami,........
