menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ayşe Taşkent: Estetiğin felsefî grameri

27 0
30.05.2026

Son yazılarımızda ışık, nur, göz, görme, görünürlük ve estetik meseleleri üzerinde dururken özellikle dikkatli bir güzergâh takip etmeye çalışarak, Meşşâîleri paranteze aldık. Bunun bir eksiklikten yahut ihmâlden değil, bilinçli bir yöntem tercihinden kaynaklandığını şimdi daha açık biçimde ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü bizim esas maksadımız, İmam Gazzâlî ve sonrasında bütünüyle “reddedilmeyen” fakat şer‘î bir süzgeçten geçirilerek yeniden yorumlanan düşünce hattını takip etmekti. Başka bir ifadeyle meseleye salt teorik bir felsefe meselesi olarak değil; tasavvuf, sanat, irfan, edep ve kamusal tecrübe içinde görünür hâle gelen bir anlayışı üzerinden yaklaşmaya çalıştık.

Fakat İslam tasavvurundaki estetik tefekkürü yalnız kelam, tasavvuf, şiir, mimari yahut hüsnühat üzerinden okuduğumuzda bu kez de düşünsel zeminin en sistemli tarafını gözden kaçırma riski doğar. Çünkü “güzel” düşüncesinin geleneği en derli toplu biçimde felsefecilerimiz tarafından kurulmuştur.

Şöyle ki, İslam düşüncesinde estetik, yalnızca sanat teorisi değildir. Daha doğrusu klasik dünyada estetik kelimesinin bugünkü teknik anlamıyla mevcut olmadığını baştan hatırlamak gerekir. Modern çağda estetik çoğu zaman duyusal haz, beğeni, sanat eseri ve sübjektif zevk alanıyla sınırlandırılmıştır. Oysa klasik dünyada “güzel” denildiğinde bundan çok daha geniş bir alan anlaşılırdı. Güzel yalnızca duyulara hitap eden hoşluk değil; hakikatin görünme biçimiydi. Bu sebeple klasik düşüncede güzel, ontolojik, metafizik ve hatta teolojik bir meseleydi. Bu nedenle yukarıda........

© Yeni Şafak