‘Sır’ ve ‘nur’
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran’a yönelik saldırıların ardından bölgeyi ateş topuna çeviren savaş… Sadece binaları değil, küresel dengeleri, ekonomiyi ve en önemlisi de insanlığın geleceğine dair umutlarını kökünden sarsan bombalar…
Hırsın, intikamın ve kontrolsüz gücün yarattığı yıkımla masadan kalkılan, sonuç çıkmayan ateşkes görüşmeleri…
Anlaşmayla sonuçlanması umutla beklenen ‘müzakere masası’nın sandalyelerinden birinde, sadece teknik veriyle değil,
insanlık
ve
hikmet
pusulasıyla hareket eden bir akıl otursaydı ne olurdu acaba? Başka bir deyişle
vicdana
da yer açılsaydı…
Mesela:
Millî İstihbarat Teşkilatı
(MİT)
Başkanı İbrahim Kalın
’ın sosyal medyada yankı bulan, felsefi derinliğiyle kalbe dokunan ‘reels’ videolarındaki bakış açısına sahip bir
CIA
Başkanı ya da ABD Dışişleri Bakanı, Başkan Yardımcısı masaya oturtsaydı...
İbrahim Kalın
usulü, dervişane ama stratejik düşünebilen, şahsiyetinin sükûneti odaya yayılan biri, bu görüşmeleri nereye taşırdı acaba?
Sayın Kalın bir videosunda diyor ki: “Yani yüce dağ isen üstündeki kardan gurur duy. Sen yüce dağ olmaya, yüce dağın üstünde bir yer edinmeye talipsen o zaman oranın kar, bora, fırtına, soğuk olmasına da hazırlıklı olacaksın. Mesela Âşık Veysel bunu o kadar güzel anlatır ki! ‘Ey gönül etme derdinden şikâyet. Yüce dağlar gurur duyar karından…” (https://url-shortener.me/L2BP)
Bahsedilen, “Yüce dağ olmaya talipsen, karına ve fırtınasına razı olacaksın” düsturu, bir barış masasının temel içeriği olabilir miydi?
Kalın
gibi biri, masadaki muhataplarına muhtemelen şunu söylerdi:
“Siz bölgesel güç, yani ‘
Yüce Dağ
’ olmaya talipseniz, bu coğrafyanın fırtınasına, bitmek bilmeyen sınavına da rıza göstereceksiniz. Şikâyet etmek, başkasını suçlamak yerine, o kârdan gurur duymayı; yani bu krizi insanlık yararına bir imkâna dönüştürmeyi bileceksiniz.”
Muhatabını
mağduriyet
ya da........
