Hak edilmeyen makamın bedeli
Dünya kurulduğu günden bu yana insanlar arasında yönetme, hükmetme ve birbirine tahakküm etme mücadelesi var olmuştur.
Asıl mesele ise Yüce Allah'ın nasbettiği, yani seçip tayin ettiği ehil insanların yerine; nefsine aldanarak hak etmediği halde yönetmeye talip olanların ortaya çıkmasıdır.
Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihinde ilk büyük kırılmalardan biri, Kabil'in Habil'i kabul etmeyerek hakka başkaldırmasıdır. Hak edilmeyen bir şeye sahip olma arzusu, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde devam etmiş; zulümlerin, savaşların ve adaletsizliklerin temel sebeplerinden biri olmuştur. Görünen o ki kıyamete kadar da bu imtihan sürecektir.
Bu sebeple yönetmek, makam sahibi olmak veya yönetime talip olmak sıradan bir mesele değildir. Aksine, hesabı en ağır sorumluluklardan biridir. İnsan, talip olduğu makamın kendisine ne kazandıracağını değil, ahirette kendisinden nasıl hesap sorulacağını da düşünmelidir.
İmam Ali'nin velayetinin inkârıyla başlayan tarihî kırılmanın, sonraki asırlarda zulmün ve haksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırladığına inanıyoruz. Ardından Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s.) Efendilerimizin şehadetleriyle derinleşen bu süreç, Emevî ve Abbasî dönemlerinde daha da belirgin hâle gelmiş; hak etmeyenlerin........
