HOŞÇAKAL SEVGÜL ABLA
"Bu yazıyı yazmak istemezdim Sevgül Abla
Senin ardından değil, yine seninle birlikte bir kaybın izini sürmek isterdim. Telefonum çalsın, 'Be canım, yeni bir tanık çıktı' de isterdim. Gece yine uzasın, haritalar açılsın, eski dosyalar masaya yayılsın isterdim. Ama bu kez kayıp olan sensin...”
Ölümün en ağır tarafı, insanın bir daha hiç konuşamayacağını bilmektir.
Dün Sevgül Uludağ'ın ardından bunu düşündüm.
Ölüm bazı insanlara hiç yakışmıyor.
Telefon rehberimde hâlâ duran ismine baktım. Aramak istedim. "Bir kayıpla ilgili yeni bir bilgi var", "Şu kayıpla ilgili bir tanığa ulaştım", "Bu tanıklığı mutlaka dinlemelisin" diye başlayacak uzun bir sohbet edeceğimizi düşündüm.
Sonra gerçeğin ağırlığı çöktü omuzlarıma.
Artık o telefon çalmayacaktı.
Artık bu adanın vicdanını en iyi dinleyen seslerden biri susmuştu.
Sevgül Abla ile sadece aynı mesleği yapmadık.
Aynı acıların peşinden yürüdük.
Aynı insanların gözyaşına tanıklık ettik.
Aynı umutların peşinden koştuk.
Kayıp şahısların bulunması için verilen mücadelede yollarımız yalnızca kesişmedi; hüzünlenerek ve öfkelenerek yürüdük.
Kimi zaman günlerce süren........
